Hamile kızım tabutunun içindeydi; kocası ise

Selin siyah, dar bir elbise giymişti. Başında ince bir tül vardı ama kırmızı rujunu saklamıyordu. Caminin içinde bir cenazeye değil, bir gösteriye gelmiş gibiydi.Ayak sesleri taş zeminde yankılandı.

Kız kardeşim Ayşe kolumu tuttu.Fatma… lütfen bir şey yapma.

Ama kıpırdamadım.Murat tabuta yaklaştı, sahte bir hüzünle başını eğdi.—Fatma Hanım… başınız sağ olsun. Çok büyük bir kayıpSelin bana doğru eğildi. Parfümü burnumu yaktı.Sonunda kazanan ben oldum —diye fısıldadı.

Bir an için ona saldırmak istedim. Bağırmak, yıkmak, her şeyi parçalamak…Ama Elif’e baktım.

Sessizdi. Soğuktu. Sonsuza kadar bizden uzaktaydı.O anda anladım: Öfkemin zamanı şimdi değildi.

Murat beni kırılmış, kontrolünü kaybetmiş bir anne gibi göstermek istiyordu. Herkese “aşırı duygusal bir kadın” olduğumu kanıtlayıp bu cenazeden zaferle çıkmayı planlıyordu.Ama bilmediği bir şey vardı.

Elif beni bu güne hazırlamıştı.

Ölmeden üç hafta önce, İstanbul’da büyük bir fırtınalı gece evime gelmişti. Sırılsıklamdı, yalınayaktı ve titriyordu.

—Anne —demişti—, başıma bir şey gelirse önce ağlama.

İçim parçalanmıştı.

—O zaman ne yapacağım?

Bana çok net bakmıştı.

—Onlardan daha akıllı savaş.

Tam o anda caminin önüne avukat Kerem Aydın girdi. Elinde krem renkli bir zarf vardı. Üzerinde Elif’in el yazısı bulunuyordu.Murat’ın yüzündeki sahte ifade bir anda kayboldu.

—O da ne? —diye sertçe sordu.

Avukat gözlüğünü düzeltti.

—Elif Yıldırım Demir’in vasiyeti gereği, cenaze defin işlemlerinden önce kamuya açık olarak okunacaktır.

Caminin içi tamamen sessizleşti.

Selin küçümseyerek güldü.

—Vasiyet mi? Saçmalık.

Kerem zarfı açtı.

—“Anneme, Fatma Yıldırım’a tüm kişisel varlıklarımı bırakıyorum: banka hesaplarım, hayat sigortam, Şile’deki yazlık evimiz ve Demir Holding içindeki hisselerim.”
Reklamlar