tek bir şartla.” İkisinin de yüzündeki ifade aynı anda değişti. O rahat, alaycı gülümseme dondu. “Ne şartı?” dedi kadın. Sesinde sabırsızlık vardı. Kapının eşiğinden çekildim. İçeri girmelerini istemiyordum ama bunu belli etmemek zorundaydım. O an bağırmak, onları kapıdan kovmak, polisi çağırmak istiyordum. Ama içimde benden yaşlı, benden daha sakin bir ses vardı. O ses, acele edenin kaybedeceğini söylüyordu. “Çocuklar artık küçük değil,” dedim. “On sekiz yaşındalar. Kendi kararlarını kendileri verir. Onları almak istiyorsanız, gerçeği onların yüzüne bakarak anlatacaksınız. Baştan sona. Benim yanımda.” Adam, yıllar önce ölmüş olması gereken adam, dudak büktü. “Onlara bir hikâye anlatırız,” dedi. “Bunu büyütmeye gerek yok.” “Hayır,” dedim. “Hikâye değil. Gerçek.” Kadın gözlerini devirdi. “Bize ders verme. Sen sadece geçici bir çözümdün.” İçimdeki öfke o cümleyle yükseldi ama yine de sesimi alçak tuttum. “Geçici çözüm mü? Onların ateşini düşüren, korktuklarında sabaha kadar başlarında bekleyen, ilk okul gösterilerinde ellerini tutan, ilk kalp kırıklıklarında yanlarında olan bendim.