Hastaneye bilinci kapalı bir kız çocuğu getirildi…

Yoğun bakımda monitörler düzenli ama zayıf sinyaller veriyordu. Kız hâlâ bilincini kazanmamıştı. Ancak Andrey artık sadece bir doktor değildi; geçmişiyle yüzleşen bir tanıktı.

Kızın tıbbi testleri geldiğinde şaşkınlık daha da büyüdü. Kan değerleri neredeyse kusursuzdu. Beyin tomografisi temizdi. Ne travma ne toksin izi vardı. Sanki beden… kendini kapatmıştı.

Gece ilerledikçe Andrey kararını verdi. Eski defterleri açacaktı.

Arşivden, yıllar önceki yangınla ilgili dosyaları çıkardı. Fotoğraflar, raporlar, ölüm tutanakları… Ve sonunda, isimsiz kız çocuğunun dosyası. Yanına kurşun kalemle düşülmüş bir not vardı; o zamanlar kimsenin önemsemediği bir not:

“Ölüm anında kalp durması net değil. Nabız çok zayıf olabilir.”

Andrey’in boğazı düğümlendi.

Sabaha karşı monitörde ani bir hareketlenme oldu. Kızın kalp ritmi hızlandı. Parmakları titredi. Göz kapakları aralandı.

Andrey yatağın başına koştu.

— Beni duyabiliyor musun? — dedi yumuşak bir sesle.

Kızın dudakları hafifçe kıpırdadı. Nefesi düzendi ama gözleri…sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi derindi.

— Adın ne? — diye sordu Andrey.

Kız bir süre sessiz kaldı. Sonra neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle konuştu:

— Lina.

Andrey’in dizleri titredi. Bu isim… dosyada yoktu. Ama o gece, yangın sırasında bir hemşirenin çığlık attığını hatırladı:

“Lina! Lina nerede?”

— Kaç yaşındasın Lina? — dedi.

— Bilmiyorum… — diye fısıldadı kız. — Uyumam gerekiyordu. Hep uyuyorum.

— Nerede uyuyordun?

Kız gözlerini tavana dikti. Gözbebekleri büyüdü.

— Duman vardı. Çok sıcaktı. Sonra karanlık oldu. Ama biri beni bırakmadı.

Andrey’in gözleri doldu.

— Kim?

Kız başını çok hafif çevirdi, doktorun yüzüne baktı.

— Siz.

O an Andrey anladı. Lina o yangında ölmemişti. Belki saatlerce, belki günlerce bilinçsiz kalmıştı
Reklamlar