Şiddetli yağmurun ikinci gecesiydi. Mezarlığın üzerini gri bir sis kaplamış, rüzgâr ıslak yaprakları mezar taşlarının arasına savuruyordu.
Emre, dedesinin mezarının başında duruyordu. Küreği ellerinde ağırlaşıyor, çamur botlarına yapışıyordu. Üç gün önce dedesi Hasan vefat etmişti. Kasabada herkes onu tuhaf biri olarak bilirdi. Tepedeki eski konakta yalnız yaşar, geceleri lambanın ışığında eski defterlerine semboller çizerdi.
Cenazeden sonra Emre eski bir fotoğrafın arkasında dedesinin yazdığı kısa bir not bulmuştu.
“Emre… Eğer bunu okuyorsan zamanın az.
Üçüncü gece mezarımı kaz.
Tabutun altına bak.
Sırrın toprakta kalmasına izin verme.”