İki yıl önce eşimi ve altı yaşındaki

Ya fikrini değiştirirsen?” dedi. “Değiştirmem.” Rüya kafasını kaldırdı. “Abur cubur var mı?” Gülümsedim. “Evet. Hep vardır.” Ayşe arkamdan hafifçe güldü. Mahkemeden sonra eve taşındılar. Kapının yanında dört çift ayakkabı vardı. İlk haftalar zordu. Rüya geceleri annesini sayıklayarak uyanıyordu. Can kuralları sürekli zorluyordu. Bir gün bana bağırdı: “Sen benim gerçek babam değilsin!” “Biliyorum,” dedim. “Ama yine de hayır.” Ama güzel anlar da vardı. Rüya film izlerken göğsümde uyuyordu. Can bana çöp adam çizip “Bu biziz” diyordu. Tuğba okul formuna soyadımı yazmıştı. Bir gece Oğuz kapıda durup “İyi geceler baba” dedi. Sonra donup kaldı. Ben normalmiş gibi davrandım. “İyi geceler oğlum.” İçimde ise her şey titriyordu....Evlat edinmenin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişti. Hayat kaotik ama normal görünüyordu. Bir sabah kapı çaldı. Kapıyı açtığımda takım elbiseli bir kadın vardı. “Elinizdeki dört çocuğun evlatlık babası siz misiniz?” diye sordu. “Evet.” “Ben Selin. Çocukların biyolojik ebeveynlerinin avukatıydım.” İçeri girdik. Masaya bir dosya koydu. “Ölmeden önce vasiyet hazırlamışlardı,” dedi. “Çocuklar için bazı varlıkları bir güven fonuna koymuşlar.” “Ne gibi?” “Küçük bir ev. Ve biraz birikim.” “Bunlar kime ait?” “Çocuklara.” Sonra bir sayfa daha çevirdi. “Bir şey daha var.” “Vasiyette çok açık bir şey yazmışlar,” dedi. “Çocuklarının asla birbirinden ayrılmasını istemediklerini.” Gözlerim yandı. Sistem onları ayırmaya hazırlanırken, anne babaları aslında tam tersini yazmıştı. “Ev nerede?” diye sordum. Adres verdi. Şehrin diğer ucundaydı. O hafta sonu çocukları arabaya doldurdum. “Önemli bir yere gidiyoruz.” “Hayvanat bahçesi mi?” dedi Rüya. “Dondurma var mı?” diye ekledi Can. Evin önüne geldiğimizde araba sessizleşti. “Ben bu evi biliyorum,” dedi Tuğba. “Burası bizim evimizdi,” dedi Oğuz. İçeri girdik. Boştu ama çocuklar her köşeyi hatırlıyordu. Rüya arka kapıya koştu. “Salıncak hâlâ burada!” Can duvardaki silik çizgileri gösterdi. “Annemi boyumuzu burada ölçerdi.” Oğuz mutfakta tezgâha dokundu. “Babam her cumartesi burada pankek yakardı.” Bir süre sonra bana geldi. “Neden buradayız?” Çömeldim. “Çünkü anneniz ve babanız sizi düşünmüş. Bu ev ve para sizin. Geleceğiniz için.” “Bizi ayırmak istememişler mi?” diye sordu. “Hayır. Asla.” “Buraya taşınacak mıyız?” dedi Oğuz. “Hayır,” dedim. “Şimdilik hiçbir şey değişmeyecek.” Rüya boynuma sarıldı. “Dondurma alabilir miyiz?” Güldüm. “Elbette.
Reklamlar