İki yıl önce eşimi ve altı yaşındaki

İki yıl önce eşimi ve altı yaşındaki oğlumu bir trafik kazasında kaybettikten sonra, hayatım sadece nefes almaktan ibaret kalmıştı. Ta ki bir gece geç saatlerde Facebook’ta karşıma çıkan dört kardeşle ilgili bir paylaşım hayatımın yönünü değiştirene kadar… Benim adım Mehmet Yılmaz. 40 yaşındayım. İki yıl önce hayatım bir hastane koridorunda sona erdi. Bir doktor bana, “Çok üzgünüm,” dediği anda gerçeği anladım. Cenazeden sonra ev bambaşka geliyordu. Eşim Elif ve altı yaşındaki oğlum Emir, alkollü bir sürücünün çarpması sonucu hayatını kaybetmişti. “Çok hızlı oldu,” dedi doktor. Sanki bu bir şeyi değiştiriyormuş gibi. Cenazeden sonra ev bambaşka geliyordu. Elif’in kupası hâlâ kahve makinesinin yanındaydı. Emir’in spor ayakkabıları kapının yanında duruyordu. Ben sadece hâlâ nefes alıyordum. Onun çizimleri hâlâ buzdolabının üzerindeydi. Artık yatak odamızda uyumuyordum. Televizyonu açık bırakıp kanepede sızıyordum. İşe gidiyor, eve geliyor, paket yemek yiyor ve boşluğa bakıyordum. İnsanlar bana, “Çok güçlüsün,” diyordu. Ama değildim. Sadece hâlâ nefes alıyordum. Sonra yerel bir haber paylaşımı gördüm. Kazadan yaklaşık bir yıl sonra yine o kanepede gece saat 2’de Facebook’ta dolaşıyordum. Rastgele gönderiler. Siyaset. Evcil hayvanlar. Tatil fotoğrafları. Sonra yerel bir haber paylaşımı gördüm. “Dört kardeş yuva arıyor.” Bir çocuk koruma sayfasından paylaşılmıştı. Fotoğrafta dört çocuk bir bankta yan yana sıkışmış şekilde oturuyordu. Alt yazıda şöyle yazıyordu: “Dört kardeş acil olarak yerleştirilecek bir aile arıyor. Yaşları 3, 5, 7 ve 9. Anne ve babaları hayatını kaybetti. Tüm çocuklara birlikte bakabilecek bir akraba bulunamadı. Eğer bir aile bulunamazsa, büyük ihtimalle farklı evlat edinen ailelere ayrılacaklar. Onları birlikte tutabilecek birini acil olarak arıyoruz.” “Muhtemelen ayrılacaklar.” Bu cümle yumruk gibi çarptı. Fotoğrafa yaklaştım. En büyük erkek çocuğu yanındaki kızın omzuna kolunu atmıştı. Küçük erkek çocuk sanki fotoğraf çekilirken hareket ediyormuş gibiydi. En küçük kız ise bir oyuncak ayıya sarılmış ve abisine yaslanmıştı. Umutlu görünmüyorlardı. Sanki kötü bir şey olmasını bekliyormuş gibi duruyorlardı. Yorumları okudum. “Çok üzücü.” “Paylaşıldı.” “Onlar için dua ediyorum.” Ama kimse “Ben alırım” demiyordu. Telefonu bıraktım. Sonra tekrar aldım. Bir hastaneden tek başına çıkmanın nasıl bir şey olduğunu biliyordum. O çocuklar zaten anne ve babalarını kaybetmişti. Şimdi üstüne bir de birbirlerinden ayrılacaklardı. O gece neredeyse hiç uyuyamadım. Gözlerimi her kapattığımda dört çocuğun bir ofiste el ele tutuşup kimin gideceğini beklediğini hayal ediyordum. Sabah olduğunda gönderi hâlâ ekranımdaydı. Altında bir telefon numarası vardı. Kendimi vazgeçirmeden aradım. “Çocuk Hizmetleri, ben Ayşe,” dedi telefondaki kadın. “Merhaba,” dedim. “Ben Mehmet Yılmaz. Dört kardeşle ilgili paylaşımı gördüm. Hâlâ… bir aileye ihtiyaçları var mı?” Kısa bir duraklama oldu. “Evet,” dedi. “Var.” “Onlarla ilgili konuşmak için gelebilir miyim?” Sesinde şaşkınlık vardı
Reklamlar