BEDELİNİ BÖYLE ÖDEYECEĞİMİ HİÇ DÜŞÜNMEMİŞTİM!

özlükçü," diye devam etti adam, "Bu manzara karşısında tezgâhın arkasına geçip dakikalarca ağladığını söyledi. Kızınızdan o parayı almamış. 'Bu gözlük benden Zeynep'e hediye olsun, sen paranı sakla, git o güzel oyuncaklarından al yine' demiş. Ama sizin kızınız... O küçücük elleriyle parayı masanın üzerine bırakmış ve 'O benim emeğim, benim hediyem olmalı, lütfen arkadaşımın gözleri için bunu alın' diyerek dükkandan koşarak çıkmış."

Adam elindeki beyaz zarfı bana doğru uzattı. "İşte bu, kızınızın o dükkanda bıraktığı, oyuncaklarını satarak kazandığı para. Gözlükçü bunu bana verdi, 'O kıza ve onu yetiştiren o koca yürekli anneye selamımı söyleyin, o parayı geri alsınlar, gözlük benim dükkanımın onur hediyesidir' dedi."

Zarfı titreyen ellerimle aldım. Parmaklarımın arasında tuttuğum sadece birkaç banknot değildi; bir çocuğun tertemiz kalbiydi, dünyanın bütün kötülüklerine, yokluklarına ve zorbalıklarına meydan okuyan yenilmez bir masumiyetti. Zeynep, sınıfın köşesinden koşarak geldi ve Aylin'in boynuna sımsıkı sarıldı. Pembe çerçeveli yeni gözlükleri yüzünde parlıyordu. Aylin de ona sarıldığında, sınıfın içinde geriye sadece saf bir sevginin yankısı kalmıştı.

Öğretmen yanıma yaklaştı, mahcup bir ifadeyle elimi tuttu. "Telefonda sizi o kadar telaşlı çağırdım, ne olur beni affedin," dedi burnunu çekerek. "Onların o halini görünce, babasının 'Hemen gelsinler, bu iyiliğin karşılığında onlara olan minnettarlığımızı ödemeliyiz' demesini ben de o panik ve duygu seliyle yanlış aktardım. Sizi korkuttuğum için çok özür dilerim."
Reklamlar