Kapının arkasında duran kişiyi görünce çığlık attım.
Çünkü karşımda duran kadın, yıllardır yalnızca eski fotoğraflarda gördüğüm bir yüze sahipti.
Annemdi.
Bir an nefes alamadım.
Kadın da bana bakıyor, dudaklarını titreyerek birbirine bastırıyordu. Gözleri dolmuştu.
"Sen..." diye fısıldadı. "Gerçekten sen misin?"
Geriye doğru sendeledim.
"Bu mümkün değil."
Kadın kapının kenarına tutundu.
"İçeri gel."
"Hayır!"
Sesim öylesine yüksek çıktı ki kendi sesimden bile korktum.
"Annem öldü. Ben dört yaşındayken öldü. Frank bana bunu söyledi. Cenazesini gördüm!"
Kadının gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Hayır. Cenazede gördüğün kişi ben değildim."
Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu.
"Ne demek bu?"
Kadın kapıyı biraz daha açtı.
"Çünkü Frank seni korumak için bütün hayatını yalanlarla ördü."
İçeri girdim.
Salonun duvarlarında onlarca fotoğraf vardı. Fotoğrafların çoğunda tanımadığım yıllar, tanımadığım evler ve tanımadığım insanlar vardı.
Ama sonra bir fotoğraf gördüm.
Ben.