Zeynep salona girmişti. İnsanların arasında tek başına duruyordu. Emre ona baktı, uzun uzun. “Zeynep,” dedi. “Eğer Ayşe’ye saygı duymayı öğrenebilirsen, belki bir gün yeniden konuşuruz. Ama bugün… bugün burada bir düğün olmayacak.”
Kalabalıktan bir “ah” sesi yükseldi. Bazıları şokla, bazıları onaylar gibi başını sallıyordu.
Ben Emre’nin kolunu tuttum. “Emre…” dedim, “hayatını…”
Emre başını salladı. “Hayır büyükanne. Ben hayatımı kurtarıyorum. Çünkü sevgi, utançla başlayamaz.”
O gün salonu birlikte terk ettik. Dışarıda hava serindi. Ben titriyordum ama bu kez yalnızlıktan değil… içimdeki karmaşadan.
Emre arabaya binmeden önce bana döndü. “Büyükanne,” dedi, “ev meselesi… o evi satman…”
Ben dudaklarımı ısırdım. “Geri alamam.”
“Almamıza gerek yok,” dedi. “Ama ben seni küçücük bir eve sıkıştırmayacağım. O para hâlâ duruyorsa, önce senin güvenliğini sağlayacağız. Sonra da… benim düğün hayalim olursa, o senin elini tutarak olmalı.