Oğlumun bacağı kırıldıktan sonra ona bakmak için hastaneye gittim

“Eve git,” dedi bana. “Sabah işin var. Ben buradayım.”

“Kalırım,” dedim. “Sandalyede uyurum.”

Tam o sırada lacivert üniformalı, göğsünde “Sorumlu Hemşire” yazan bir kadın içeri girdi. Emir’in tansiyonunu ölçerken gözleri bir an bana takıldı. Sonra Murat battaniyeyi düzeltmek için Emir’e doğru eğildi. Emir o anda fark edilir şekilde irkildi. Hemşire bunu gördü. Ben de gördüm.

Hemşire çıkarken elime küçük, katlanmış bir not sıkıştırdı. O an anlamadım. Kapı kapanınca açtım.

“YALAN SÖYLÜYOR. SABAH 3’TE KAMERAYI KONTROL EDİN.”


Kalbim hızla çarpmaya başladı. Murat’a belli etmemeye çalıştım. Bir bahaneyle odadan çıktım ve hemşireyi buldum.

“Ne demek istiyorsunuz?” diye fısıldadım.

“Her çocuk odasında sesli ve görüntülü kayıt var,” dedi sakin ama ciddi bir sesle. “Gerçeği görmek istiyorsanız güvenlik odasına gidin. Sizi benim gönderdiğimi söyleyin. Saat tam 3’te 12. kanalı izleyin.”

Neden 3? Neden özellikle o saat? Sorular beynimde dönüp duruyordu.

Saat 02.58’de hastanenin dar güvenlik odasındaydım. Uykulu bir güvenlik görevlisi önümdeki ekranı açtı. 12. kanalda Emir’in odası görünüyordu. O an her şey sıradandı. Emir uyuyordu. Murat’ın koltuğu boştu.
Reklamlar