Yeni doğan oğlum Kuzey’i toprağa vereli üç hafta olmuştu. Onun için aldığım her şeyi, bebeğiyle birlikte zor durumda yaşayan bir anneye verdim.
Yeni doğan oğlumu kaybettikten sonra, onun için aldığım her şeyi bebeğiyle birlikte dilenen bir anneye verdim. Ertesi sabah ise bahçemde onlarca bebek arabası buldum. Her birinin içinde mühürlü bir kutu vardı.
Üç hafta önce doğum yaptım.
Aynı zamanda bir cenaze hazırladım.
Oğlum Kuzey, hastaneden hiç eve gelemedi.
İki hafta sonra eşim bavulunu topladı ve giderken,
“Artık o boş çocuk odasına bakamıyorum.” dedi.
Evdeki her oda, hiç uyuyamayacak olan küçük oğlumu hatırlatıyordu.
Minik beşiği…
Hiç açılmamış bez paketleri…
Aylarca özenle seçtiğim birbirinden güzel minicik kıyafetler…
Bunların hiçbirine bakmaya dayanamıyordum.
Bir gün mezarlıktan dönerken, marketin önündeki kaldırımda oturan genç bir kadın gördüm. Dizine yasladığı karton bir tabelası vardı. Yıpranmış askılı bir kangurunun içinde ise yeni doğmuş bebeği uyuyordu.
Arabamın içinde onu ne kadar süre izlediğimi bilmiyorum.
Sonra eve döndüm.
Haftalar sonra ilk kez oğlumun odasına girdim.
Her şeyi topladım.
Bebek arabasını… Hâlâ kutusundaydı. Sadece evin koridorunda denemek için bir kez kurulmuştu. Yeni doğandan altı aylığa kadar olan hiç açılmamış zıbın paketlerini… Bana kendi annemin söylediği ninniyi çalan dönenceyi… Hatta oğlum olacağını öğrendiğim gün aldığım yumuşacık zürafa desenli battaniyeyi bile…
Hepsini arabama yükledim.
Tekrar geri döndüm.
Kadın ben arabayı durdurunca başını kaldırdı. Hiçbir şey söylemedi. Sadece bana baktı. Uzun zamandır güzel bir şey yaşamamış ve artık iyiliğe bile güvenemez hâle gelmiş bir insanın bakışı vardı gözlerinde.
“Lütfen,” dedim. “Bunları birisi kullansın istiyorum. Benim oğlumun buna hiç fırsatı olmadı.”
Arabadaki eşyaları daha indirmeyi bitirmeden ağlamaya başladı.
O gece…
Kuzey’i kaybettikten sonra ilk kez…
İki saatten fazla uyuyabildim.
Ertesi sabah gün doğmadan kapı ziliyle uyandım.
Kapıyı açtım…
Ve olduğum yerde donup kaldım.
Kapıda kimse yoktu.
Evimin önündeki bahçe tamamen BEBEK ARABALARIYLA doluydu.
Onlarca bebek arabası…
Her birinin içinde özenle paketlenmiş bir KUTU vardı.
En büyük bebek arabasına doğru yürüdüm.
Siyah renkteydi.
Titreyen ellerimle kutunun kapağını kaldırdım.
İçinde ne olduğunu gördüğüm anda…
Çığlık attım aman allahım
“Hayır…”
“Bu… imkânsız.” devamını okumak için lütfen diğer sayfamıza geçiniz