ONA SAKIN İNANMA.”

Aramızdaki yıllar süren mesafeyi tamir etmek isteyen Ferit, Ceyda’nın yanında üç hafta geçirmek için yola çıkmıştı. Ancak gittikten sadece altı gün sonra Ceyda beni gözyaşları içinde aradı. Ferit ani bir kriz geçirmiş ve hayatını kaybetmişti. Hemen yanına gitmek istedim ama Ceyda, “Buradaki bürokrasi çok zor, sen gelme, babamın kremasyon işlemlerini ben hallederim” diyerek beni durdurdu. Kederin etkisiyle ona güvendim ve evde kaldım.İki hafta sonra kapıma açık mavi renkte seramik bir kül vazosu geldi. Ferit ile yıllar önce bir söz vermiştik; hangimiz önce vefat ederse külleri ilk tanıştığımız göl kenarındaki salkım söğüt ağacının altına dökülecekti. Bir ay sonra, içimdeki cesareti toplayıp vazoyla birlikte göl kenarına gittim.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını OkuyabilirsinizAğacın altında oturup vazonun kapağını açtım. İçindeki küllerin bulunduğu mühürlü torbayı dikkatle yukarı kaldırdım. Tam o sırada vazonun tabanına sert bir şey çarptı ve çimlerin üzerine düştü.

Bu, Ferit’in kırk yıldır parmağından hiç çıkarmadığı alyansıydı. Ceyda bana babasının alyansıyla birlikte kremasyon edildiğini söylemişti. Yüzüğü elime aldım. Güneş ışığı yüzüğün iç kısmına vurduğunda nefesim kesildi. Ferit’in yüzüğünde daha önce hiçbir yazı yoktu. Ancak şimdi içinde kazınmış üç kelime duruyordu:
Reklamlar