En yakın arkadaşım oğlumu evine alıp..Daha fazlasını gör.

“İlk geldiğinde Mert çok sessizdi. Masaya oturuyor, patates kızartmasını bekliyor ve etraftaki insanlara bakıyordu. Banu bana onun yeni ortamlara alışmasını istediğini anlattı. Fakat zamanla başka bir şey fark ettik.”

“Neyi?”

“Mert insanları izlemeyi seviyordu. Garsonların nasıl çalıştığını, siparişlerin nasıl alındığını, masaların nasıl hazırlandığını dikkatle takip ediyordu.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Sonra?”

“Bir gün boş bir tepsiyi eline aldı ve masalardan birini toplamaya çalıştı. Banu önce endişelendi. Ama ben ona izin verdim.”

Garson hafifçe gülümsedi.

“Mert o gün yaptığı işi mükemmel yaptı.”

Gözlerim dolmaya başlamıştı.

“Peki neden bana söylemediniz?”

“Çünkü Banu istemedi.”

Bu cevap içimde yeni bir soru doğurdu.

“Neden?”Garson bu kez doğrudan gözlerimin içine baktı.

“Çünkü size umut verip sonra Mert başarısız olursa üzülmenizi istemedi. Ama daha önemlisi, Mert'in yaptığı şeyin bir yardım faaliyeti gibi görünmesini istemedi.”

Şaşkınlığım daha da arttı.

“Ne demek istiyorsunuz?”

“Banu, Mert'in burada gerçekten çalışmasını istedi.”

Bir an nefesim kesildi.

“Çalışmak mı?”

Garson başını salladı.

“İlk başlarda yalnızca haftada birkaç dakika. Peçeteleri katladı, çatal bıçakları yerleştirdi, boş bardakları mutfağa taşıdı. Sonra sipariş numaralarını öğrenmeye başladı.”

Ben yıllardır oğlumun yalnızca lokantaya gidip patates kızartması yediğini sanıyordum.

Meğer Mert orada kendine ait küçük bir dünya kurmuştu.

Garson konuşmaya devam etti.

“Banu her gelişlerinde bize küçük bir ricada bulunuyordu. ‘Onu normal bir müşteri gibi değil, öğrenmek isteyen biri gibi görün’ diyordu. Biz de öyle yaptık.”

“Peki neden bütün bunları benden sakladı?”

“Çünkü Mert'in bunu kendi başına başarmasını istedi.”

Başımı eğdim. Bir yandan öfkeleniyor, bir yandan da duyduklarımı anlamaya çalışıyordum.

“Bunca yıl boyunca bana tek kelime söylemedi.”

“Çünkü bir gün Mert'in size kendisinin anlatmasını bekledi.”

Garson cebinden küçük, eski bir anahtarlık çıkardı.

Üzerinde lokantanın küçük logosu vardı.

“Bunu Mert ilk kez tek başına vardiyasını tamamladığında ona verdik.”

Anahtarlığı avucuma bıraktı.

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

“Anne?”

Döndüm.

Mert koridorun girişinde duruyordu.

Banu ise birkaç adım gerisindeydi.

Yüzündeki ifade, artık saklanacak hiçbir şey kalmadığını anlamış birinin ifadesiydi.

Mert yanıma geldi.

Elimdeki anahtarlığa baktı.

“Bunu sana mı verdi?”

Başımı salladım.

“Bana neden anlatmadın?”

Mert birkaç saniye sustu.

Sonra alıştığım o sakin sesiyle konuştu.

“Çünkü sürpriz olmasını istedim.”

Gözlerim doldu.

“Ne zamandır burada çalışıyorsun?”

“Düzenli olarak yaklaşık üç yıldır.”

Üç yıl.

Oğlum üç yıldır benim haberim olmadan bir iş öğreniyordu gorsele do'kunun detaylar diger sayfda...
Reklamlar