Emir yavaşça merdivenlerden indi

Dün gece oğlum beni dövdü ama ben ağlamadım����‼. Bu sabah güzel örtüyü serdim, kahvaltıyı önemli günlerdeki gibi hazırladım ve o gülümseyerek aşağı indiğinde şöyle dedi: “Demek sonunda öğrendin”… ta ki masamda onu kimin beklediğini görene kadar.����❗
—“Bir daha bana hayır dersen, seni doğurduğuma pişman edersin.”
Oğlum bunu İstanbul’un Esenler ilçesindeki evimizin mutfağında söylediğinde, bunun yine bir öfke patlaması olduğunu düşündüm. Aylar boyunca görmezden gelmeyi öğrendiğim o türden krizlerden biri sandım. Ama o gece karşımda artık kafası karışmış bir genç yoktu. Karşımda, hayal kırıklığını tehdide dönüştürmeyi öğrenmiş yirmi üç yaşında bir adam vardı.
Emir her zaman uzun boylu, geniş omuzlu olmuştu; konuşmasa bile bulunduğu odayı dolduran bir varlığı vardı. Çocukken uslu, meraklı ve sevecendi. Ergenliğinde içinde bir öfke birikmeye başladı. Önce babası Murat’ın boşandıktan sonra Bursa’ya taşınması yüzünden. Sonra yarım bıraktığı üniversite yüzünden. Ardından hiçbir işte tutunamaması. Sonra terk eden sevgilisi. En sonunda ise artık hiçbir sebebe bile ihtiyaç duymuyordu: sadece incindiğini hissetmesi, dünyanın ona borçlu olduğuna inanması için yeterliydi.
Ben onu fazla korudum.
Bağırmaya başladığında, bana bir hizmetçiymişim gibi konuştuğunda onu yine de savundum.
Para istemeyi bırakıp, sanki hakkıymış gibi talep etmeye başladığında onu yine savundum.


�� DEVAMI YORUMLARDA GİZLİ �� OKUMAK İSTEYENLER AŞAĞIYA BUYURSUN! ��
Reklamlar