Emir yavaşça merdivenlerden indi

Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu. Saçları dağınıktı, tişörtü kırışıktı. Yüzünde bir gülümseme vardı.

Aynı cümleyi tekrar etmek gerekirse:

Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu. Saçları dağınıktı, tişörtü kırışıktı. Gülüyordu.

Ama bu bir mutluluk gülümsemesi değildi.

Daha önce defalarca gördüğüm o zafer ifadesiydi. İstediğini elde ettikten sonra yüzüne yerleşen o alaycı gülümseme. “Gördün mü? Hiçbir şey olmadı. Ben hâlâ buradayım. Sen hâlâ buradasın. En sonunda yine benim dediğim oluyor.” der gibi.En alt basamakta durdu, kahve kokusunu alınca başını çevirdi.

— Bu ne? — dedi, sofraya bakarak — Ne bu şimdi, barış sabahı mı yaşadık?

Ben ocak başında, hâlâ mutfak önlüğümle duruyordum. Yanağımın sızısı geçmiş değildi, sadece alışmıştım. Murat masanın başına oturmuştu; sırtı merdivene dönüktü, elleri birbirine kenetlenmişti.

Emir onu hemen fark etmedi.

Sanki her şey onun için hazırlanmış bir kahvaltı salonuymuş gibi mutfağa yürüdü. Peçetelikten bir lavaş aldı, katladı ve izin istemeden ısırdı.

— Demek sonunda öğrendin — dedi ağzı doluyken.Demek sonunda öğrendin — dedi ağzı doluyken.

O anda Murat başını kaldırdı.

Emir dondu kaldı.

Elindeki ekmek parçası parmaklarının arasında dağıldı.

— Sen ne yapıyorsun burada?

Murat hemen cevap vermedi. Önce ayağa kalktı. Sakin bir adamdı hep. Ama o sabahki sessizliği farklıydı. Bu öfke değildi. Kararlılıktı. Ve bazı kararlar, bağırıştan daha ağırdır.

— Günaydın Emir.

Oğlum sinirli bir kahkaha attı.

— Anladım. Anneme koşup ağlamışsın.

Ben ocağı kapattım.O küçük “tık” sesi bile bana güç verdi.

— Kimseye ağlamadım — dedim — Bu evin anlaması gereken tek gerçeği getirdim.

Emir göz ucuyla bana baktı.

Bir anlığına bakışları yanağıma indi. Hafif bir kızarıklık hâlâ duruyordu. Onu görünce özür dilemedi. Sadece çenesini sıktı.

— Abartma.

Murat bir adım attı devamı sonrki sayfda....
Reklamlar