Zeynep, annesi Fatma Hanımın 79. yaş günü için elinde bir doğum günü pastası ve sevdiği mor şalla çocukluğunun geçtiği eve geldi. Annesini mutlu etmeyi, birlikte çay içip eski günleri konuşmayı hayal ediyordu. Ancak kapıyı açan kişi ağabeyinin eşi Selin oldu. Soğuk tavırlarıyla Zeynep’e haber vermeden gelmemesi gerektiğini söyledi ve annesinin artık sürprizlerden hoşlanmadığını iddia etti.
Zeynep aylardır annesini telefonla aradığında ya ağabeyi Burak ya da Selin telefona çıkıyor, Fatma Hanım’ın dinlendiğini, yorgun olduğunu ya da konuşmak istemediğini söylüyordu. İstanbul’da yaşayan Zeynep, yoğun iş temposu nedeniyle bu açıklamalara inanmış, ağabeyinin annesiyle ilgilendiğini düşünmüştü. Fakat eve adım attığı anda her şeyin değiştiğini hissetti.
Ev artık eskisi gibi değildi. Perdeler sürekli kapalıydı. Aile fotoğrafları kaldırılmış, rengârenk çiçeklerin ve sıcak dekorasyonun yerini soğuk ve sade eşyalar almıştı. Annesi ise salonda tek başına oturuyordu. Çok zayıflamıştı. Hava sıcak olmasına rağmen kalın bir mont giymişti ve gözlerinde alışılmadık bir korku vardı.
Zeynep annesine sarılmak istediğinde Fatma Hanım panikle geri çekildi ve montuna dokunmamasını istedi. “Burak öğrenirse kızar.” demesi ise Zeynep’in dikkatini çekti. Kısa süre sonra Burak eve geldi ve annesinin artık unutkan olduğunu, gerçek olmayan şeyler anlattığını söyleyerek kardeşini ikna etmeye çalıştı. Önüne çeşitli resmi evraklar, banka belgeleri ve annesinin tüm mal varlığını yönetme yetkisini gösteren dosyalar koydu. Selin de sürekli Fatma Hanım’ın artık kendi kararlarını veremediğini söylüyordu.
Burak’ın bilmediği önemli bir gerçek vardı. Zeynep sıradan bir memur değildi. Yıllardır yaşlı bireylerin mali haklarını koruyan devlet biriminde kıdemli uzman olarak çalışıyor, sahte imzalar, usulsüz vekâletnameler, mal varlığı dolandırıcılığı ve benzeri dosyaları inceliyordu. Kimliğini ailesine hiçbir zaman ayrıntılı anlatmamıştı.