Terziye götürmek yerine küçük düzeltmeleri kendim yapmaya niyetlendim. Onunla aramdaki bağı hissetmek istiyordum. Salondaki masaya gelinliği serdim, astarını dikkatlice incelemeye başladım. Tam iğneyi geçirecekken parmağıma sert bir çıkıntı takıldı. Kumaşın içinde bir şey vardı.
Kalbim hızlandı.
Astarın iç kısmında neredeyse görünmeyecek kadar ustaca dikilmiş küçük bir cep fark ettim. İnce makasla ipliği söktüm. İçinden katlanmış bir kâğıt çıktı. El yazısını görür görmez dizlerim titredi. Bu onun yazısıydı.
Derin bir nefes alıp mektubu açtım.
“Sevgili torunum,” diye başlıyordu. “Bu mektubu bir gün bulacağını biliyordum. Sana yıllarca sakladığım bir sır var. Gerçeği öğrenmeye hakkın var. Söylediğim yalan için beni affet — sandığın kişi değilim.”
Gözlerim satırların üzerinde kaydı.
Büyükannem, annemin ölümünün bana anlatıldığı gibi olmadığını yazıyordu. Annem bir trafik kazasında değil, uzun süredir mücadele ettiği bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetmişti. Hastalığını benden saklamışlardı çünkü çocuk kalbimin bunu kaldıramayacağını düşünmüşlerdi