düğün masraflarını karşılamak için evimi sattım

Emre devam etti. “Şimdi soruyorum: Ailesini kapıda bırakan bir adam, nasıl koca olur? Nasıl baba olur? Ben önce doğruyu yapmayı öğrenmeliyim.”

Gözlerim yaşla doluydu. O an, yıllardır taşıdığım yükün bir kısmı sanki omzumdan indi.

Zeynep salona girmişti. İnsanların arasında tek başına duruyordu. Emre ona baktı, uzun uzun. “Zeynep,” dedi. “Eğer Ayşe’ye saygı duymayı öğrenebilirsen, belki bir gün yeniden konuşuruz. Ama bugün… bugün burada bir düğün olmayacak.”

Kalabalıktan bir “ah” sesi yükseldi. Bazıları şokla, bazıları onaylar gibi başını sallıyordu.

Ben Emre’nin kolunu tuttum. “Emre…” dedim, “hayatını…”

Emre başını salladı. “Hayır büyükanne. Ben hayatımı kurtarıyorum. Çünkü sevgi, utançla başlayamaz.”

O gün salonu birlikte terk ettik. Dışarıda hava serindi. Ben titriyordum ama bu kez yalnızlıktan değil… içimdeki karmaşadan.

Emre arabaya binmeden önce bana döndü. “Büyükanne,” dedi, “ev meselesi… o evi satman…”

Ben dudaklarımı ısırdım. “Geri alamam.”

“Almamıza gerek yok,” dedi. “Ama ben seni küçücük bir eve sıkıştırmayacağım. O para hâlâ duruyorsa, önce senin güvenliğini sağlayacağız. Sonra da… benim düğün hayalim olursa, o senin elini tutarak olmalı.”

Başımı salladım. Gözlerimden yaş aktı. “Benim tek dileğim buydu zaten.”

Araba hareket ettiğinde, arkamızda kalan salona son bir kez baktım. Düğün olmadı, evet. Ama o gün bir şey oldu: Emre, büyüdü. Gerçekten büyüdü.

Ve ben, yıllar sonra ilk kez şunu hissettim:
Ben onu yalnız büyütmemiştim… o da beni yalnız bırakmamayı seçmişti.

Sonunda anladım ki, bir ev sadece duvar değildir.
Bazen bir ev, birinin “Yanındayım” demesidir.

O gün benim evim yoktu belki…
ama torunumun yanında, yeniden bir yuva bulmuştum.
Reklamlar