“Evet. Çünkü düğün günü herkesin gözü üzerinde olacaktı. Ve ben senin her fırsatta ona koşmanı, onunla ağlamanı, ona sarılmanı istemiyorum. Bu bizim günümüz.”
Ben nefes alamıyordum. “Emre,” dedim. “Ben zaten… hiçbir zaman dikkat çekmek istemedim. Ben sadece…”
Sözümü kesti. “Büyükanne, lütfen…” Gözlerinde bir şeyler çatırdıyordu. Sonra Zeynep’e döndü. “Peki ya ev? Peki ya para?”
Zeynep’in yüzünde kısa bir gölge geçti ama hemen toparladı. “Para düğüne gitti. Bu… onun seçimi.”
“Onun seçimi mi?” Emre’nin sesi öyle bir yükseldi ki içerideki birkaç kişi kapıya doğru yaklaştı. “Ayşe evini sattı! Kendi başını sokacağı evi sattı! Sen bunu biliyordun!”
Zeynep çenesini kaldırdı. “Ben ‘sat’ demedim. Ben sadece hayalimi söyledim. Güzel bir düğün hayal ettim. Her gelin ister.”
Emre öfkeyle ellerini saçına geçirdi. “Senin hayalin için benim büyükannem… hayatını verdi. Senin yüzünden şu an kapıda aşağılanıyor.”
Zeynep’in bakışı bir an bana kaydı. Buz gibi. “Aşağılama falan yok. Yalnızca sınır.”
Ben o kelimeyi duyunca irkildim. “Sınır mı?” dedim. “Benim sınırım yok mu? Hayatım boyunca sınırla yaşadım. Aç kaldım, yoruldum, tek başıma kaldım. Ama Emre kalsın diye hiçbirini şikâyet etmedim. Şimdi… beni kapının önüne koymak mı sınır?”
Zeynep dudaklarını sıktı. “Dram yapmayın lütfen.”
Emre bir an bana baktı. Yüzü sanki çocukken gece kabus gördüğünde olduğu gibiydi. “Büyükanne,” dedi, sesi titredi. “Ben bunu bilmiyordum.”
İçimde küçük bir umut kıpırdadı. “Bilmiyor muydun?” dedim. “Emre…”
Zeynep araya girdi, sertçe. “Emre biliyor. Sadece ayrıntıları bilmiyor.”
Emre başını çevirdi. “Ne ayrıntısı?”
Zeynep’in çantası elindeydi. Bir şey arar gibi yaptı, sonra bir zarf çıkardı. Zarfın üzerinde benim el yazım vardı: “Emre’ye.”
Kanım çekildi. “O… o zarfı nereden buldun?”
Zeynep zarfı salladı. “Yeni taşınacağınız ev için belgelerle birlikte geldi. Avukat dosyalarının arasındaydı. Bunu gizlemişsiniz.”
Emre zarfı elimden alacak gibi bir hareket yaptı ama Zeynep onu çekti. “Hayır. Önce ben söyleyeceğim.”
Kalbim deli gibi atıyordu. “Zeynep,” dedim, “o benim… benim Emre’ye notumdu. İçinde…”
Zeynep sözümü yine kesti. “İçinde ne olduğunu biliyorum.” Sonra Emre’ye döndü. “Büyükanne bu parayı düğün için vermedi sadece. Kalanıyla kendine küçük bir ev alacaktı, evet. Ama aynı zamanda… sana bir şart koymuş.”
Emre’nin gözleri büyüdü. “Şart mı?”