Burak aniden toparlanıp kolumdan tutmaya çalıştı, "Yalvarırım dinle, bir hataydı, boşluktaydım!" diye ağlamaya başladı. Yüzüne okkalı bir tokat aşk ettim. "O boşlukta boğul Burak!" diyerek parmağımdaki evlilik yüzüğünü çıkarıp tam alnının ortasına fırlattım.
O gece eve dönüp bütün eşyalarımı topladım. Ertesi sabah ilk işim zehir gibi bir avukat bulmak oldu. Elimdeki fatura, gece yarısı ofise gidiş kayıtları ve güvenlik kamerası görüntüleriyle her şeyi mahkemeye sundum. Anlaşmalı boşanmayı reddettim. Onlara bu dünyayı dar etmeye yemin etmiştim.
Sonuç mu? Burak ve Cansu'nun o çok güvendikleri şirketi, patlak veren bu skandal yüzünden battı. Müşteriler teker teker anlaşmalarını iptal etti. İflasın eşiğine geldiklerinde, paranın bittiğini gören o 'büyük aşkı' Cansu, Burak'ı bir saniye bile düşünmeden terk etti. Mahkemede Burak'ın bütün mal varlığına tedbir koydurdum. Maddi ve manevi tazminatla onun elindeki her şeyi, bana yaşattığı her saniyenin bedeli olarak geri aldım.
Şimdi kendi ayakları üzerinde duran, çok başarılı ve özgür bir kadınım. Burak ise kaybettiği hayatın ardından bakarak, ucuz bir pansiyon odasında o çok sevdiği "boşlukla" baş başa kaldı. Hayat böyledir işte; kimsenin ahı kimsede kalmaz. Sen birinin hayatını yıkarsan, hayat da senin başına öyle bir yıkılır ki altında kalırsın. Ben küllerimden yeniden doğdum, onlar ise kendi yaktıkları ateşte kül oldular.