Başlarda Cansu’yu çok sevmiştim;

İkisi de neye uğradıklarını şaşırıp birbirlerinden koptular. Burak'ın yüzü saniyeler içinde bembeyaz oldu, korkudan dili tutulmuş, yutkunamıyordu. "Hayatım... Senin ne işin var burada?" diye kekeledi titreyen bir sesle.

"Su borusunu tamir etmeye geldim!" diye bağırdım, sesim bütün ofiste, hatta sokakta yankılanıyordu. "Ama görüyorum ki patlayan su borusu değil, sizin ar damarınızmış!"

Cansu hiç utanmadan kollarını bağlayıp bana alaycı ve küstah bir şekilde bakmaya cüret etti. O an gözüm hiçbir şeyi görmedi. Masanın üzerindeki şampanya kadehini alıp ikisinin de yüzüne fırlattım. "O boynundaki kolyenin faturası elimde Cansu!" diye gürledim. Sonra Burak'a döndüm, işaret parmağımı yüzüne doğrultarak, "Benim paramla, benim gençliğimle, bizim ortak birikimimizle bu kadına aldığın o kolyeyi de, bu lanet ofisi de başınıza yıkmazsam bana da yazıklar olsun!" dedim.

Reklamlar