Başlarda Cansu’yu çok sevmiştim;

Koridorda yürürken içeriden kısık sesli romantik bir müzik ve kıkırdamalar geliyordu. Kendi kocamın, yıllarımı verdiğim adamın o iğrenç kahkahasını duymak midemi bulandırdı. Yavaş adımlarla aralık duran kapıya doğru yaklaştım. İçeride gördüğüm o manzara karşısında gözlerimin kör olmasını diledim.

Ofis masasının üzerinde iki kadeh şampanya duruyordu. Burak, cebinden faturası çıkan o pahalı pırlanta kolyeyi Cansu'nun boynuna takıyordu. Cansu ona sımsıkı sarılmış, "Artık şu evlilik tiyatrosunu bitirsen diyorum. O sıkıcı kadına daha ne kadar tahammül edeceksin?" diyordu şımarık bir ses tonuyla. Burak ise onun saçlarını okşayıp, "Merak etme sevgilim, çok yakında her şeyi kılıfına uydurup ondan kurtulacağım. Bütün paramı ve şirket hisselerini sağlama aldığım gün o evden tamamen çıkacağım." diye karşılık verdi.

O saniye beynimde şimşekler çaktı. Gözyaşlarım yerini saf bir öfkeye bırakmıştı. İçimdeki o naif, kırılgan kadın ölmüş, yerine gözü dönmüş bir aslan gelmişti. Kapıyı tek tekmeyle sonuna kadar açıp odaya daldım.
Reklamlar