Babam Beni Komadaki Bir Milyarderle Evlendirdi. Ama Benim Sesimi Duyduğu Anda Gözlerini Açtı
Babamın beni evlendirdiği gün, dokuz aydır tek kelime konuşmamış, kıpırdamamış ve gözlerini bile açmamış bir milyarderin yanında nikâh masasında duruyordum.
Herkes Kaan Arslan'ın hiçbir şeyi duymadığına inanıyordu.
Herkes onun bir daha asla uyanmayacağını düşünüyordu.
Ama o gece, kocamla ilk kez baş başa kaldığımızda yatağına eğilip gerçeği fısıldadım.
Sesimi duyduğu anda...
Parmaklarından biri hafifçe kıpırdadı.
Düğün sabahı şapel, zambakların ve pahalı parfümlerin kokusuyla doluydu.
Ben ödünç alınmış beyaz bir gelinlikle sunağın önünde dururken...
Kaan, tekerlekli sandalyesinde sessizce yanımda oturuyordu.
Siyah saçları özenle taranmıştı.
Ellerini dizlerinin üzerine koymuşlardı.
Arkasında özel hemşiresi bekliyordu.
Sanki nefes alıp vermesi bile sürekli kontrol gerektiriyormuş gibi gözünü ondan ayırmıyordu.
Kaan bana hiç bakmadı.
Hiç tepki vermedi.
Hiç kıpırdamadı.
Çünkü...
Arslan Holding'in milyarder varisi Kaan Arslan, tam dokuz aydır komadaydı.
"Haydi..."
"Söyle."
Babam kulağıma eğilerek fısıldadı.
Boğazım düğümlendi.
"Kabul ediyorum."
Ağzımdan çıkan o iki kelime...
Bir evlilik yemini değil...
Sanki ömür boyu hapis cezası gibiydi.
Nikâh memuru fazla hızlı gülümsedi.
Misafirler nazikçe alkışladı.
Ve işte o an...
Resmen Arslan soyadını aldım.
Ne bir öpücük vardı...
Ne de olabilirdi.
Tören biter bitmez Kaan sessizce dışarı çıkarıldı.
Ben ise renkli vitrayların altında tek başıma kalakaldım.
Bembeyaz dantellerin içine sarılmış bir sözleşmenin...
Hayatımın tamamına nasıl dönüştüğünü anlamaya çalışıyordum.
Şapelin dışında babam rahatlamış bir yüz ifadesiyle yanıma geldi.
"Doğru olanı yaptın, Elif."
Acı acı güldüm.
"Komadaki bir adamla evlenmekten mi bahsediyorsun?"
Yüzü sertleşti.
"Bu hepimizi kurtardı."
Hepimizi...
Babam bu kelimeyi sadece...
Kendi hatalarının bedelini bana ödetmek istediğinde kullanırdı.
Üç hafta önce...
İstanbul'daki mütevazı kiralık evimizde beni karşısına oturtmuştu.
Anlaşmayı anlatmıştı.
Arslan Ailesi Vakfı'nın şartına göre...
Kaan otuz yaşına girmeden önce evlenmek zorundaydı.
Eğer bir eşi olmazsa...
Şirketin kontrolü kuzeni Burak'a geçecekti.
Ben bu evliliği kabul edersem...
Ailemizin bütün borçları silinecekti.
Bütün krediler...
Ödenmemiş faturalar...
İcra dosyaları...
Hepsi.
"Komadaki bir yabancıyla evlenmemi mi istiyorsun?"
diye sormuştum.
Babam gözlerini kaçırmıştı.
"Seni benim yüzümden daha fazla acı çekerken görmek istemiyorum."
O gün...
Ona inanmak istemiştim.
Ama şimdi...
Boğaz manzarasına bakan Arslan Köşkü'nün önünde dururken...
Artık kimseye inanabildiğimden emin değildim.
Köşk...
Bir evden çok küçük bir krallığı andırıyordu.
Demir kapılar...
Mermer koridorlar...
Kristal avizeler...
Parlayan her yüzey...
Buraya ait olmadığımı bana hatırlatıyordu.
Beni ilk karşılayan kişi...
Kaan'ın kuzeni Burak oldu.
Mermer sütuna yaslanmıştı.
Yüzünde sanki köşk zaten ona aitmiş gibi rahat bir gülümseme vardı.
"Demek gelin sensin."
Bakışları üzerimde gereğinden fazla dolaşıyordu.
Tüylerim diken diken oldu.
Tam cevap verecekken...
Koridorda başka bir ses yankılandı.
"Bakmayı bitirdiysen çekil."
Merdivenlerden yaşlı bir kadın ağır ağır indi.
Zarifti.
Soğuktu.
Otoriterdi.
Kaan'ın babaannesi...
Nermin Arslan.
Beni baştan aşağı süzdü.
Sonra kısa bir cümle kurdu.
"İdare eder."
Bunun iltifat mı...
Yoksa hakaret mi olduğunu anlayamadım.
Ardından beni yukarı çıkardı.
"Kocanla gerçekten tanışma vakti."
Kaan'ın odası...
Beklediğim gibi değildi.
Karanlık olacağını sanmıştım.
Makineler...
Bitmeyen cihaz sesleri...
Ama içerisi aydınlıktı.
Nehre bakan uzun pencerelerden güneş ışığı süzülüyordu.
Yatağının yanında taze çiçekler vardı.
Gizli hoparlörlerden hafif bir müzik çalıyordu.
Oda yaşam doluydu.
Sadece...
Kaan değildi.
Bembeyaz yastıkların üzerinde...
Sadece uyuyormuş gibi hareketsiz yatıyordu.
Nermin Hanım ona baktı.
"Artık bir eşin var."
"Bizi mahcup etme."
Hiçbir cevap gelmedi.
Kapı kapanınca...
Odadaki tek kişi bendim.
Sessizlik her yeri kapladı.
Dakikalarca öylece ayakta kaldım.
Sonra istemsizce hafifçe güldüm.
"Sanırım teknik olarak..."
"İkimizden sadece biri hareket etmiyor."
Hiç ses çıkmadı.
Bir adım daha yaklaştım.
"Beni duyabiliyor musun bilmiyorum."
Yine hiçbir tepki yoktu.
"Aslında neden seninle konuştuğumu da bilmiyorum."
Monitör aynı ritimle çalışmaya devam etti.
Yatağının yanındaki sandalyeye oturdum.
O gün ilk kez...
İyiymişim gibi davranmayı bıraktım.
"Annem iki yıl önce öldü."
diye fısıldadım.
"Sanırım bu evlilikten hiç hoşlanmazdı."
Sesim titriyordu.
"Ben bunu hiç istemedim."
Gözlerim doldu.
"Ailemi kurtarmanın başka yolunu bulamadım."
Oda yine sessizliğe gömüldü.
Sonra...
Hissettim.
Çok küçük bir hareket.
Neredeyse fark edilmeyecek kadar hafifti.
Olduğum yerde donup kaldım.
Yavaşça gözlerimi onun eline çevirdim.
Kaan'ın parmağı kıpırdamıştı.
Kalbim duracak gibi oldu.
Eline bakakaldım.
Nefes almaya bile korkuyordum.
Ve ardından...
Dokuz ay sonra ilk kez...
Kaan'ın göz kapakları hafifçe titredi.
Yavaş yavaş açılmaya başladılar.
Ben yardım istemek için ayağa kalkamadan önce...
Dudakları çok hafif kıpırdadı.
Ve tek bir cümle fısıldadı.
Kanımın donmasına neden olan o cümleyi...
"Burak'a güvenme."
������ Hikâyenin devamı yorumlarda... Sonunu merak ettiyseniz yorumlara "EVET" yazın.