Aradan otuz yıl geçti. Artık yaşlı ve zayıf bir kadın olarak hastane odasında yapayalnız yatıyordum; sürekli ertelenen kalp ameliyatımı beklerken unutulduğumu hissediyordum. Derken koridorda klinik şefi göründü, kapımın önünde durdu ve yatağımın yanındaki eski ayakkabılarıma baktı. İçeri girdiğinde gözlerimin içine bakarak ismimi öyle bir tonda söyledi ki donakaldım. Karşımda duran o kendinden emin, beyaz önlüklü adamın kim olduğunu başta anlayamadım; ta ki o derin bakışlarda otuz yıl önceki tahta sıralı sınıfı görene kadar.
Yatağımın kenarına, sanki dünya o an durmuş gibi oturdu. Arkadaşlarının ıslak ayakkabıları yüzünden onunla dalga geçtiği o günü ve çantasında isimsiz botları bulduğu sabahı asla unutmadığını söyledi. “O gün, birinin benim utancımı gördüğünü ve bunu güce dönüştürmem için bana el uzattığını anladım,” dedi sesi titreyerek. O botların sadece o kış değil, tüm eğitimi boyunca onu sıcak tuttuğunu, çünkü kendisine inanmamı sağladığımı anlattı. Hayatının en zor anlarında, vazgeçmek üzereyken hep benim ona olan inancımı hatırlamıştı.
Botların içindeki fişi atmayı unuttuğum için iyiliği yapanın ben olduğumu bilse de, onurunu korumak istediğim için yıllarca sessiz kalmıştı. Birden kapıdaki personele dönerek, benim için tüm prosedürlerin derhal değiştirilmesini, hiçbir erteleme ve mazeret kabul etmediğini kesin bir dille emretti. Artık otoriter bir doktor gibi değil, minnet dolu bir evlat gibi konuşuyordu. Yıllar önce yaptığım ve çoktan unutulduğunu sandığım o küçük jestin, bir insanın hayatında devleşerek yaşadığını görmek göğsümü nefes alamayacak kadar heyecanla doldurdu.
Ameliyata giderken elimi öz annesinin elini tutar gibi bırakmadı. Kapılar kapanırken şunu biliyordum: Dünya bazen soğuk bir yer olabilir ama herkes arkasını döndüğünde ayaklarınıza o botları giydirecek birileri mutlaka vardır. Otuz yıl önce kimsesiz bir çocuğun ayaklarını ısıtmıştım, şimdi ise o çocuk benim hayatımı kurtarmak için geri dönmüştü. İyilik asla kaybolmaz; sadece geri dönmek için doğru zamanı bekler.