Küçük bir kasabada öğretmendim; her sabah bir çocuğun ıslak ve çamurlu ayaklarla sınıfa girişini, diğer çocukların ise ondan kaçıp fısıldaşarak gülüşlerini izlerdim. O çocuk hiç konuşmazdı ama bakışlarından, utancın soğuktan daha çok canını yaktığını anlardım. İmkanlarım kısıtlıydı ama bu duruma sessiz kalamazdım. Bir öğleden sonra gizlice bir çift bot aldım ve isimsiz, notsuz bir şekilde kapısının önüne bıraktım. Ertesi gün okula kuru ayaklarla geldi; bana her şeyi anlatan o derin bakışla baktığında, iyiliğin sahibini anladığını hissettim. Haberin devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz…