İki yıl önce, otuz dört yaşındaki Murat, Ankara’nın sakin bir semtindeki Umut Yaşam ve Bakım Merkezinde hasta bakıcı olarak çalışıyordu. Yaşlıların günlük ihtiyaçlarıyla ilgileniyor, ilaç saatlerini takip ediyor ve çoğu zaman ailesi tarafından unutulmuş insanlara arkadaşlık ediyordu.
Orada tanıştığı Meryem Hanım, seksen iki yaşında, inatçı, hazırcevap ve oldukça güçlü karakterli bir kadındı. İlk bakışta mesafeli görünse de bulunduğu her ortama farklı bir sıcaklık katıyordu.
Bakım merkezindeki diğer sakinleri çocukları ve torunları düzenli olarak ziyaret ederken Meryem Hanım’ın kapısını çalan hiç kimse yoktu. Murat zamanla onun yalnızlığını fark etti. Her vardiyasında ona çay götürmeye, iş çıkışlarında yanında oturmaya ve geçmişten anlattığı hikâyeleri dinlemeye başladı.Aylar geçtikçe aralarındaki ilişki çalışan ve hasta ilişkisi olmaktan çıktı. Murat için Meryem Hanım artık ailesinden biri gibiydi.
Ancak yaşlı kadının herkesten sakındığı bir eşya vardı.
Nereye giderse gitsin, yanında solmuş lacivert bir hastane çantası taşıyordu. Çantanın fermuarı yıpranmış, bazı yerleri sökülmüş ve yıllar içinde rengi griye dönmüştü. Bir hemşire çantayı yerinden oynatmaya çalıştığında Meryem Hanım hemen uzanıp geri alıyordu. İçinde ne olduğunu ise hiç kimse bilmiyordu.
Bir gün tedavi için Ankara Şehir Hastanesi’ne kaldırıldığında Murat’ı yanına çağırdı. Elini tuttu ve gözlerinin içine bakarak son bir dileği olduğunu söyledi.Hayatım boyunca çok yalnız kaldım,” dedi. “Bu dünyadan, bir kez olsun eşim diyebileceğim biri olmadan ayrılmak istemiyorum. Benimle evlenir misin?”
Murat ilk anda ne söyleyeceğini bilemedi. İnsanların bu kararı yanlış anlayacağını, onu yaşlı bir kadının malına göz dikmekle suçlayacağını biliyordu. Ancak Meryem Hanım’ın hiçbir yakınının olmadığını ve yalnız ölmekten korktuğunu da görüyordu.
Onu son günlerinde mutlu edebilmek için teklifini kabul etti.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.