"Siz acı çekmece oyunu oynamışsınız," diye tersledim onu. "Yoksulluğu bir kostüm gibi üzerinize giymişsiniz." Hafifçe kaşlarını çattı. "Dünya çok bencil oldu. Hala kimin umursadığını bilmem gerekiyordu." "O zaman gidin bir hayır kurumunda gönüllü olun," dedim ona. "Kaldırımı kendi sahnenize çevirmeyin." Bir süre sessiz kaldı, sonra sordu: "İşi reddediyor musun?" Ve bugün bile kendimi şaşırtan şeyi yaptım: "Evet," dedim. Arabadan indim, kapıyı kapattım ve yürüyüp gittim. Paraya ihtiyacım olmadığı için değil; nefes almaktan daha çok ihtiyacım vardı o paraya. Ama nezaketimin bir başkasına ait olmasına izin veremezdim. İyi niyetimin birinin deneyi olmasını istemiyordum. Artık birine her yardım ettiğimde "Acaba bu gerçek mi yoksa test mi ediliyorum?" diye düşünmek istemiyordum. Bu artık nezaket olmazdı. Bu paranoya olurdu. İki gün geçti. O kadını düşünmemeye çalıştım. Oğlum iyi olup olmadığımı sordu. Yalan söyleyip "iyiyim" dedim. Sonra posta kutumda bir zarf buldum. Gönderen adresi yoktu. Sadece ismim özenle yazılmıştı. İçinde bir mektup vardı. "Sevgili dostum, Konuşmamız aklımdan çıkmadı.