Sahildeki terk edilmiş bir soyunma kabininin içinde plaj havlularına sarılı bulduğum ikiz kız bebek

Sahildeki terk edilmiş bir soyunma kabininin içinde plaj havlularına sarılı bulduğum ikiz kız bebekleri evlat edindim.
On sekizinci yaş günlerinde, aynı o solmuş havluları önüme koyup fısıldadılar:
“Baba… sana gerçeği söylememiz gerek.”
On sekiz yıl önce, hamile nişanlımı toprağa vermiştim.
Otuz altı haftalık hamileydi ve henüz doğmamış kızımız da onunla birlikte hayatını kaybetti.
Aylarca açık sarıya boyamak için uğraştığımız bebek odasında tek başıma durup, çocuğumuzu hiçbir zaman kucağına alamayacak olan beşiğe boş gözlerle baktığımı hâlâ dün gibi hatırlıyorum.
Haftalarca ağzımdan neredeyse tek bir kelime bile çıkmadı.
Çalan hiçbir telefona bakmadım.
Biri tam önüme yemek koymadığı sürece hiçbir şey yemedim.
Sonra en yakın arkadaşım Kaan evime geldi, arabamın arkasına bir spor çantası fırlattı ve şöyle dedi:
“Seni bir gün daha burada bırakırsam, sen de kendi kendini gömeceksin.”
Beni birkaç şehir ötedeki sakin bir sahile götürdü.
Öğleden sonranın büyük kısmını hiç konuşmadan yürüyerek geçirdik.
Güneş ufukta batmaya başlarken, boş soyunma kabinlerinin olduğu tarafa doğru yürüdüm.
İşte tam o anda duydum.
Zayıf bir ağlama sesi.
Ardından bir tane daha.
Sese doğru ilerledim ve kabinlerden birinin perdesini çektim.
Kumların üzerinde yeni doğmuş iki kız bebek yatıyordu.
Biri beyaz bir havluya sarılmıştı.
Diğeri ise açık pembe bir havluya.
Her iki havlunun da kenarlarında minik mavi yelkenli işlemeleri vardı.
Etrafta hiçbir yetişkin yoktu.
Ne bir mektup…
Ne bir açıklama…
Hiçbir şey.
Polis haftalarca aradı ama kimse ortaya çıkmadı.
Kayıp bir anne izine rastlanmadı.
Bebeklere sahip çıkacak tek bir akraba bile bulunamadı.
Bebekleri her gün hastanede ziyaret ettim.
En sonunda bir sosyal hizmet görevlisi yüzüme bakıp sordu:
“Onları evlat edinmeyi hiç düşündünüz mü?”
O minik yüzlerine baktım.
Nişanlımı ve kızımı kaybettiğimden beri ilk kez acıdan başka bir şey hissettim.
Umut hissettim.
On sekiz yıl sonra, Elif ve Ece hayatımın en güzel parçası olmuşlardı.
Onlara bakabilmek için iki işte birden çalıştım.
Tatillerden vazgeçtim.
Hiç pişmanlık duymadan konforumdan ve lükslerimden ödün verdim.
Aynı fedakarlıkları hiç düşünmeden yine yapardım.
Geçen Cuma, onların on sekizinci yaş gününü kutladık.
Fakat o akşamda farklı bir şeyler vardı.
Yemekten sonra sessizce birlikte yukarı çıktılar.
Geri döndüklerinde, ikisinin de elinde onları bulduğum günkü o eski havlulardan biri vardı.
Havluları dikkatlice mutfak masasının üzerine koydular.
Elif uzanıp elimi tuttu.
“Baba…”
Sesi titriyordu.
“Lütfen birazdan göreceğin şey için bizden nefret etme.”
Ece yanaklarındaki gözyaşlarını sildi.
“Senden bir şey saklıyorduk.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Titreyen ellerimle ilk havluyu açtım.
İçinden bir şey kayıp masanın üzerine düştü.
Orada ne sakladıklarını gördüğüm an, yüzümdeki bütün renk çekildi.Ayrıntı bir sonraki sayfada
Reklamlar