Öğretmenim, uçaklar nasıl uçabiliyor?”

… ben çocuklarımı.”

Emir ve Mert onun iki yanında durdu—artık sadece evlat değil, birer kalkan gibi.

Sevgi yalvardı:

“Bir kez… sadece bir kez bana ‘anne’ de…”

Yolun ortasında sessizlik yayıldı.

Rüzgâr bile durmuş gibiydi.

Ayşe gözlerini kapattı. Nefesi ağırdı. Gözyaşları akıyordu.

Sonra yavaşça konuştu:

“Anne olmak doğurmak değildir… fedakârlıktır. Ve sen fedakârlık yapmadın… terk ettin.”

Sevgi’nin yüzü soldu.

“Ama—”

Ayşe derin bir nefes aldı. Yüzü biraz yumuşadı:

“Hayat bana affetme şansı verdiyse… bunu reddetmem.”

Sevgi ayaklarına kapandı:

“Teşekkür ederim… teşekkür ederim…”

Ayşe elini omzuna koydu ama sözleri keskin kaldı:

“Seni affediyorum… ama ailemi seçiyorum. Ve o aile… sen değilsin.”

Sevgi’nin kalbi tamamen kırıldı.

Emir Ayşe’ye baktı:

“Bu senin kararın mı?”

“Evet,” dedi.

“Affetmek… yeniden bir araya gelmek demek değildir.”

Üçü birlikte arkasını dönüp yürüdü.

Sevgi arkada kaldı.

Yolda hafif bir toz yükseldi.

Sevgi orada kaldı—paramparça… ama belki de ilk kez gerçekten insan gibi.

Arabanın içinde hava ağırdı.

Mert yavaşça sordu:

“Öğretmenim… iyi misiniz?”

Ayşe camdan dışarı baktı:

“Evet. Artık iyiyim. Çünkü artık biliyorum… hayatım boyunca yanlış hiçbir şey yapmadım.”

Gözlerinde ilk kez yük yoktu—sadece gurur vardı.

Emir dedi:

“Biz senin çocuklarınız. Her zaman.”

Mert ekledi:

“Sen bize gökyüzünü verdin… biz sana dünyayı vereceğiz.”

Ayşe gülümsedi.

Ellerini onların başına koydu:

“Hadi oğullarım… eve gidelim.”

Ve araba akşamın ışığında yavaşça uzaklaştı—

Ayşe’nin sonunda tamamen geride bıraktığı bir geçmişi arkasında bırakarak.

Ama bu hikâyenin son kıvılcımı hâlâ sönmemişti—

Bir sonraki bölümde birinin hayatını değiştirecek bir kıvılcım…

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar