O-lmek üzereyken bir restorana girdim.

Dilim tutuldu. Kemal Bey restoran sahibi, takım elbiseli adam bir zamanlar benim gibiydi
“Ben de bir zamanlar masalarda kalan artıklan kolladım” dedi. “Ben de hiç kimseyim diye duşündüm. Sonra birisi bana bir tabak yemek koydu ve Burada kimse
aç kalmayacak’ dedi.”
Gözlerim doldu. “Kimdi?” diye fruldadım
Kernal Bey fotoğrafı kapattı, dosyayı yeniden duzledi
“Onun adı önemli değil” dedi. Önemli olan şu: O gün bana uzatılan el, bugün sana uzandı. Zincir böyle sürer
İçimde bir şey yerli yerine oturdu. O gece yediğim yemegin sadece kann doyurmak olmadığını anladım. O yemek, bir kararın başlangıcıydı.
Kernal Bey ayağa kalktı, kapıya yürudü, sonra durdu.
“Emit” dedi. “Yarım sabah okula kayıt için birlikte gideceğiz. Ama bir şartım var
“Ne?” dedim,
Bana dondu, Gozlerinin içinde o ilk gunkü ciddiyet vardı
“Bir gun sen de birini göreceksin,” dedi. “Ve o kişi, senin bugun olduğun yerde olacak”
Boğazım düğümlendi. Sadece başmı sallayabildim
Kapıyı açarken son cümleyi söyledi:
işte o zaman, gerçekten hayatta kalmış olacaksın.”
Aylar sonra, bir akşam servis çıkışı, kapının önünde titreyen bir çocuk gördüm. Camdan içeri bakıyordu. Gözleri, benim eski gözlerimdi. Kamının gurultusunu
duymasam da yuzundeki o açlığı tanıyordum.
Bir an durdum. Kendi içimde bir ses “Geç git, karışma” dedi. Diğer ses, Kemal Bey’in o kağıttaki cümlesini hatırlattı: “İnsanı açlık değil, görülmemek öldürür
Kapıyı açtım. Çocuğa baktım
“Hey” dedim, ama sert degil tutunacak bir dal gibi. “Bunu yapamazsın.”
Çocuk korkuyla geri çekildi Dudaklan titredi
“Özür… çok açım” dedi.
Ben derin bir nefes aldım.
“Benimle gel” dedim.
Ve o an anladım: O gün beni değiştiren şey, sadece bir tabak yemek değilmiş. Bir insanın başka bir insana, hiç tanımadan “Ben seni görüyorum” demesiymiş
Çocuğu içeri aldım, Mutfaktan sıcak bir tabak istedim. O tabak masaya konduğunda, Kemal Bey uzaktan bize baktı. Gülümsediç çok küçük, çok sessiz bir
gülümseme.
Zincir devam ediyordu.
Ve ben, ilk kez, gerçekten nefes alıyordum
Reklamlar