Nişanlım Selin'in yalnızca bir ay ömrü kaldığını öğrendiğimiz gün,

Fakat bana söylememişti.

Çünkü o sırada benim hayatımda çok önemli bir karar vermem gereken bir dönem vardı.

Mektupta şöyle yazıyordu:

"Sana gerçeği hemen söyleseydim, benim için her şeyden vazgeçeceğini biliyordum. Bunu yapmanı istemedim."

Gözyaşlarım kâğıdın üzerine düşüyordu.

Ama asıl büyük sır henüz gelmemişti.

Selin, hastalığını öğrendiği ilk haftalarda benim hakkımda bazı şeyler keşfettiğini yazmıştı.

Bir gün benim eski eşyalarımı düzenlerken, yıllar önce kaybettiğimi sandığım bir fotoğraf bulmuştu.

Fotoğrafın arkasında annemin el yazısıyla yazılmış bir not vardı.

Selin o not sayesinde benim yıllardır bilmediğim bir gerçeği öğrenmişti.

Ben küçükken babamın bizi terk ettiğini sanıyordum.

Annem de bana onun öldüğünü söylemişti.

Ama gerçek bambaşkaydı.

Babam ölmemişti.

Yıllar önce ailemizi terk etmiş ve başka bir şehirde yeni bir hayat kurmuştu.

Selin, onu bulmuştu.

Ve bunu bana söylememesinin nedenini ilk başta anlayamadım.

Mektubun devamında şöyle yazıyordu:

"Onu bulduğumda senden özür dilemek istedi. Ama senin onunla görüşmeye hazır olmadığını düşündüm. Sonra hastalığımı öğrendim ve zamanımın çok az kaldığını anladım."

Başımı kaldırıp avukata baktım.

"Babam nerede?" diye sordum.

Adam derin bir nefes aldı.

"Selin onu buldu. Hatta onunla birkaç kez görüştü."
Reklamlar