Hayır... Selin... Bunca yıldır bana nasıl yalan söyleyebildin?" diye haykırdım.
Avukatı hiçbir şey söylemeden karşımdaki koltuğa oturdu. Yüzündeki ifade, sanki bu anın geleceğini uzun zamandır biliyormuş gibiydi.
Kutunun içinden eski bir zarf, küçük bir USB bellek ve birkaç fotoğraf çıkmıştı.
En üstteki zarfın üzerinde yalnızca adım yazıyordu.
El yazısını hemen tanıdım.
Parmaklarım titreyerek zarfı açtım.
İçinden birkaç sayfalık bir mektup çıktı.
İlk satırı okuduğum anda gözlerim doldu:
"Sevgilim, eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki sana söylemeye cesaret edemediğim şeyleri artık kendim anlatamayacağım."
Sandalyeye çöktüm.
Mektubu okumaya devam ettim.
Selin, hastalığını öğrendiği gün bana her şeyi anlatmadığını yazmıştı.
Doktorların söylediği dört ila altı haftalık süre doğruydu.
Ama kanserinin bu kadar hızlı ilerlemesinin arkasında başka bir gerçek vardı.
Aylar önce, ilk şikâyetleri başladığında Selin bazı testler yaptırmıştı.
Sonuçları gördüğünde hastalığının ciddi olduğunu anlamıştı.