Kocamın mezarını her gün ziyaret ederdim

Zeynep!” diye hayırdı. Sonra beni gördü, Yüzündeki renk çekildi.
“Sen dedi kisik bir sesle “Eli
Adımı bilmesi, dizlerimin titremesine yetti. “Sen Sevil misin?” dedim.
Kadın başını salladı. Sonra kapıyı daha da açtı, bizi içeri aldı. Evin içi soğuktu ama duvarlarda fotograflar vardı. Ve bir fotoğraf… en önde, çerçeve içinde… Murat’n fotograh. Ama bu fotograf benim evimde olmayan bir fotografh. Murat gençti yanında Sevil vandı ve kucağında küçuk bir bebek.
Zeynep gözleri dolarak fısıldadı “Bu benim.”
Sevil titreyen elleriyle bir zarf uzattı. “Bunu sana vermem gerekiyordu,” dedi bana. “Yıllardır… erteledim. Çünku gerçeği ögrenirsen, yıkılacağını biliyordum.”
Zarfin uzerinde Murat in el yazısı vardı. Elimle dokununca, sanki geçmişten bir kapı aralandı
Zarfı açtım. İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı. Murat’ın sesi, satırlardan yükseliyor gibiydi. ‘Elif… Eğer bu mektup eline geçtiyse, demek ki artık saklayacak hiçbir şey kalmadı. Ben ölmedim. Ama yaşadığım da söylenemez…
Gözlerim satırları titreyerek takip etti. Murat, yıllar önce karıştığı bir iş yüzünden tehdit edildiğini, beni korumak için ortadan kaybolmak zorunda kaldığını yazıyordu. O “olum” bir kaçış planıydı. Ama işler düşündüğünden kötüye gitmiş, Sevil’in bulunduğu kasabada saklanmıştı. En sonda ise tek bir cümle vartic
‘Zeynep benim kızım. Ama senin suçun yok. Senin tek suçun, beni gerçekten sevmiş olman.
Mektup elimden düştü. O an, içimdeki Murat’a dair her şey ikiye bölündu: Sevdiğim adam ve beni terk eden adam
Sevil ağlayarak konuştu: “Ben de bilmiyordum, Elif. Ben onun eski hayatından biriydim. Murat seni sevdiğini söylerdi. Ama bir yandan da Zeynep’i bırakıp
gidemedi. Sonra bir gun… gerçekten kayboldu. Bu kez gerçekten. Bir daha hiç dönmedi.”
“Yani…” dedim boğuk bir sesle, “uç yıl önceki plum…?”
Sevil başını salladı. O olum sahteydi. Ama sonra… sonra adamlar onu buldu. Ve o gün gerçek oldu Gözleri yerdeydi. “Ben bunu Zeynep’ten sakladım. Seni de
bulamasın diye mezarlığa yaklaştırmadien. Ama artık saklayamadım.”
Zeynep yanıma geldi, elimi tuttu. “Ben sadece gerçegi ogrenmek istedim” dedi
O an anlatlım: Murat’ın en büyük sım, sadece beni aldatması değildi. En buyuk sit herkesi korumaya çalışırken hepimizi paramparça etmesiydi.
Derin bir nefes aldım. Mektubu tekrar eline aldim, katladım. Gözlerim dolu dolu Sevile baktım.
“Ben Murat’ı kaybettim,” dedim. “Ama Zeynep’i kaybetmeyeceğim”
Sevil şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?”
Zeynep de bana bakt
Elimi Zeynep’in omzuna koydum. “Bu çocuk mezarlıkta donuyordu.” dedim. “Ben onu orada bırakamadım. Murat’ın hatalan yuzunden o da yalnız kalamaz”
Zeynep’in gozlerinden yaşlar aktı. “Beni… yarına alır mısın?” diye fısıldadı
Cevabım içimden geldi: “Evet”
O gun kasabadan dönerken arabada sessizlik vardı ama o sessizlik artik boş değildi. Yanımda, Murat’ın bana bıraktığı en ağır gerçek ve aynı zamanda en masum
emanet oturuyordu..
Ve mezarlığa bir daha gittiğimde, Murat in mezannın başına sadece çiçek bırakmadım.
“Beni yıktın” dedim içimden. Ama bana bir hayat daha verdin.”
Yanımda duran Zeynep, mezar tauna bakti ve fısıldadı
“Baba…”
Ben de gozlerimi kapatıp son kez şunu duşundum. Bazı sırlar insanı öldürmez… ama yeniden doğmaya zorlar,
Reklamlar