Kocam hayatını kaybetti ve beni altı çocukla tek başıma bıraktı.

Sonraki haftalar bir fırtına gibiydi. Haber kanalları, gazeteler, mahkeme süreçleri… Murat’ın yıllar önce karıştığı ama sonra düzeltmek için uğraştığı o kirli düzen ortaya çıktı. Onun aslında suç ortağı değil, susturulmaya çalışılan bir tanık olduğu anlaşıldı.
Otopsi raporu yeniden incelendi. Tedavi dosyalarında oynama yapıldığı kanıtlandı. Murat’ı tamamen iyileştirmek mümkün olmayabilirdi, ama yaşam süresi bilinçli şekilde kısaltılmıştı.
Adalet yerini buldu mu? Belki hiçbir şey Murat’ı geri getirmeyecekti. Ama çocuklarıma başlarını dik tutabilecekleri bir gerçek bırakılmıştı.
Bir akşam, Emre’nin odasında yatağını yeniden düzenlerken metal kutuya son kez baktım. Eğer o sırt ağrısı olmasaydı, belki de gerçek sonsuza kadar gömülü kalacaktı.
Çocuklar salonda gülüyordu. Hayat, bütün acısına rağmen akmaya devam ediyordu.
Murat sandığım kişi değildi.
O, hatalar yapmış bir adamdı. Korkmuştu. Yanlış kararlar vermişti. Ama sonunda doğru olanı yapmaya çalışmıştı. Bedelini ağır ödemişti.
Pencerenin önünde durup akşam ezanının sesini dinlerken içimden fısıldadım:
“Seni affediyorum.”
Çünkü gerçek şuydu: İnsan bazen geçmişinin gölgesinde kaybolur. Ama önemli olan, o gölgeden çıkmak için attığı son adımdır.
Ve Murat, son adımında karanlığı değil, gerçeği seçmişti.
Reklamlar