“Ayla, Dr. Levent sana kimin hayatını kurtardığımı söylediğinde, neden senden bunu sakladığımı anlayacaksın.”
Mektubun o son cümlesine dakikalarca baktım. Cem’in el yazısını parmaklarımla takip ederken içimde birbirine karışan onlarca duygu vardı. Özlem, öfke, korku ve cevabını bulamadığım sorular…
Cem neden benden bir şey saklamıştı? Kimle görüşüyordu? Benim hastalığımla ilgili doktorların bana söylemediği ne vardı?
En önemlisi, kimin hayatını kurtarmıştı?
Ertesi sabah yeniden hastaneye gittim. Dr. Levent’i bulduğumda yüzüme bakar bakmaz neden geldiğimi anladı.
“Cem’in mektubunu okudunuz,” dedi.
“Evet. Artık bana her şeyi anlatmanızı istiyorum.”
Dr. Levent bir süre sustu. Sonra beni odasına aldı ve kapıyı kapattı.
“Ayla, Cem size gerçeği kendi söylemek istedi. Ama bunu yapacak kadar zamanı olmadı.”
“Ne gerçeği?”
Doktor masanın üzerine kalın bir dosya bıraktı.
“Önce şunu bilmelisiniz. Cem, organ bağışını yalnızca bir kişinin hayatını kurtarmak için yapmadı. Sizin hayatınızı da korumaya çalıştı.”
Bu sözleri duyduğumda ne diyeceğimi bilemedim.
“Benim hayatımı mı?”
Dr. Levent başını salladı.
“Cem, sizin hastalığınızla ilgili bazı sonuçları öğrendi. Fakat size söylemeden önce ikinci bir görüş almak istedi.”
“Benden neden sakladı?”
“Çünkü korkmanızı istemedi.”
İçimdeki öfke biraz olsun dağıldı ama sorularım bitmemişti.
“Peki organını kim aldı?”
Dr. Levent gözlerini önüme koyduğu dosyadan kaldırdı.
“Bunu size söyleyemem.”
“Cem’in vasiyeti var.”
“Biliyorum. Ama tıbbi gizlilik nedeniyle alıcının kimliğini açıklayamam.”
Ayağa kalktım.
“Öyleyse bana neden bu kadarını anlattınız?”
Dr. Levent derin bir nefes aldı.
“Çünkü Cem size başka bir şey bırakmamı istedi.”
Çantasından küçük bir anahtar çıkardı.
Anahtarı elime verdi.
“Bu anahtarın neyi açtığını biliyor musunuz?”
Başımı salladım.
“Cem’in yıllardır sakladığı bir emanet.”
O an kalbim hızla çarpmaya başladı.