Kızımı iki yıl önce sonsuza kadar uğurladım...

Masanın üzerinde tek bir zarf duruyordu.
Zarfın üzerinde sadece ismim yazıyordu.
Mektubu açarken ellerim titriyordu.
"Sevil,
Bunu sana söyleyebilmek için yıllarca cesaret toplamaya çalıştım.
Doğum sırasında doktorlar ikinci bebeğin çok zayıf olduğunu söylediler.
Yaşama ihtimali düşüktü.
Saatler sonra bana başka bir aileden söz ettiler.
Yıllardır çocuk sahibi olamayan, yurt dışında yaşayan çok varlıklı bir çift.
Bebeği yaşatabileceklerini söylediler.
Bana bunun onun için en doğru karar olduğunu anlattılar.
Sana gerçeği söylersem iki çocuğu da kaybetmiş gibi olacağını düşündüm.
Bu yüzden sustum.
İkinci kızımızı onlara verdim.
Sana öldüğünü söyledim.
Yıllarca bunun doğru karar olduğuna kendimi inandırmaya çalıştım.
Ama Mina'yı kaybettikten sonra yaptığım şeyin affedilecek hiçbir yanı kalmadı.
Çünkü senden yalnızca bir kızımızı değil, gerçeği de çaldım.
Beni affetmeyeceğini biliyorum."
Mektup elimden düştü.
Gözyaşlarım durmuyordu.
Yanımda sessizce bekleyen küçük kıza baktım.O da bana bakıyordu.
"Ben... gerçekten senin annen miyim?" diye sordu.
İlk kez cevap verebildim.
"Evet."
Sarılıp ikimiz de uzun süre ağladık.
Sonraki haftalarda yapılan DNA testi bütün şüpheleri ortadan kaldırdı.
Küçük kız gerçekten benim öz kızımdı.
Adının Duru olduğunu öğrendim.
Onu evlat edinen ailesi yıllar önce geçirdikleri trafik kazasında hayatını kaybetmişti.
Eşyalarını incelerken evlatlık olduğuna dair belgeleri bulmuş, dosyada yazan tek ipucu sayesinde Türkiye'ye gelmişti.
Elindeki eski oyuncak tavşanı ise onu büyüten annesi, gerçek ailesinden kalan tek hatıra diyerek yıllarca saklamıştı.
Kadir ise ortadan kaybolmuştu.
Aylar sonra polis tarafından bulundu.
Mahkemede yaptığı her şeyi kabul etti.
Doktorların ve dönemin hastane yöneticilerinin de usulsüz evlat edinme zincirinin parçası olduğu ortaya çıktı.
Yıllar önce birçok bebeğin ailelerinden habersiz başka ailelere verildiği anlaşıldı.
Açılan dava onlarca ailenin yıllardır aradığı çocuklarına kavuşmasını sağladı.
Ben ise hayatım boyunca iki farklı acıyı aynı anda yaşamıştım.Ben ise hayatım boyunca iki farklı acıyı aynı anda yaşamıştım.
Bir kızımı toprağa vermiştim.
Diğerini ise yıllarca yaşıyor olmasına rağmen kaybetmiştim.
Mina geri gelmeyecekti.
Bunun acısı hiç dinmeyecekti.
Ama her sabah mutfakta bana "Günaydın anne." diyen Duru'ya baktığımda, hayatın bazen en karanlık gecenin ardından insana beklemediği bir umut bıraktığını anlıyordum.
O gün okul müdüründen gelen telefon, bana ölü bir çocuğu geri getirmemişti.
Ama yıllar önce benden çalınan diğer evladımı yeniden kollarıma getirmişti.
İlk kez o gün, acıyla birlikte yaşamayı değil, yeniden yaşamayı öğrendim.
Reklamlar