Kızımı iki yıl önce sonsuza kadar uğurladım...

Yine de bana öyle bakıyordu ki sanki yıllardır beni tanıyordu.
Koşarak bana sarıldı.
"Anne..." dedi ağlayarak.
Ben ise donup kalmıştım.
Müdür sessizce yanımıza geldi.
"Sabah okula tek başına geldi," dedi. "Kayıtlı öğrencimiz değil. Sürekli sizin adınızı söyledi. Kimlik bilgisi yoktu."
Küçük kız cebinden eski, yıpranmış bir oyuncak tavşan çıkardı.
Kalbim yeniden sıkıştı.
O tavşanı ben doğum gününde Mina'ya almıştım.
İç kulağındaki küçük yırtığı bile aynıydı.
"Bu... bunu nereden buldun?" diye sordum.
"Küçüklüğümden beri benimle," dedi.
"Annem verdi."
"Annen kim?"Kız başını eğdi.
"Bilmiyorum."
Müdür, çocuğun sabah erken saatlerde okulun güvenlik görevlileri tarafından bahçede bulunduğunu anlattı.
Yanında ne çanta ne de kimlik vardı.
Sadece oyuncak tavşan ve cebine sıkıştırılmış eski bir kâğıt.
Kâğıdı bana uzattı.
Üzerinde yalnızca tek bir adres yazıyordu.
Adresi görünce dizlerim titredi.
Bu, yıllar önce doğum yaptığım özel hastanenin eski binasıydı.
Hiç vakit kaybetmeden küçük kızı da yanıma alıp oraya gittim.
Bina yıllardır kullanılmıyordu.
Fakat arşiv bölümü başka bir sağlık kuruluşuna devredilmişti.
Saatler süren uğraşın ardından eski dosyaları incelememize izin verdiler.
Görevli yaşlı kadın dosyaları getirirken şaşkınlıkla bana baktı.
"Bu isim..." dedi.
"Yıllardır kimse sormadı."
Dosyayı açtığımızda ilk sayfada benim adım yazıyordu.
Bir sonraki sayfadaysa donup kaldım.
Doğum bilgileri...
Bebek sayısı...
İki.
"Bu yanlış," dedim.
"Ben tek çocuk doğurdum."
Görevli başını salladı.
"Hayır."
Reklamlar