Nihat Bey mektubu ellerinin arasında tuttu ve ilk satırı okumaya başladı.
“Sevgili eşim…”
Daha iki kelimeyi duyar duymaz nefesim kesildi.
Bu, eşimin bana yıllar önce yazdığı bir mektuptu.
Ama neden Nihat Bey’deydi?
Neden bunca yıl saklamıştı?
Ve en önemlisi, neden Beren’in mezuniyet gününü beklemişti?
Nihat Bey okumaya devam etti.
“Eğer bu mektubu okuyorsan, kızımız artık büyümüş demektir. Ona her şeyi anlatmak için çok geç kaldığımı biliyorum. Ama bazı gerçeklerin ortaya çıkması için doğru zamanı beklemek zorundayım.”
Stadyumda kimse konuşmuyordu.
Ben ise gözlerimi Beren’den ayıramıyordum.
Kızımın yüzünde korku değil, tuhaf bir sakinlik vardı.
Sanki bütün bunları zaten biliyordu.
Nihat Bey bir an durdu.
Sonra devam etti.
“Öncelikle sana bir özür borçluyum. Beren’in doğumundan sonra sana söyleyemediğim bir şey var. Hastanede doğumdan hemen önce doktorlar bana kötü bir haber verdi. Yaşama ihtimalimin çok düşük olduğunu biliyordum.”
Gözlerim doldu.