“Zeynep’in çocuğu olmuyor,” dedi soğuk bir sesle. “Bir varise ihtiyacı var. İkizlerden birini ona vereceksin. Erkek olanı. Kız sende kalabilir.”
Birkaç saniye boyunca ne dediğini bile anlayamadım.
“Aklını kaçırmışsın,” diye fısıldadım. “Onlar benim çocuklarım.”
“Saçmalamayı bırak,” diye çıkıştı, Kuzey’in beşiğine doğru ilerlerken. “Belli ki bunalmışsın. Zeynep aşağıda bekliyor.”
Elini oğluma uzattığı anda içimde ilkel bir güç alevlendi.
“Oğluma dokunma!”
Dikiş yerimdeki dayanılmaz acıya rağmen kendimi öne attım. O ise aniden dönüp yüzüme sert bir tokat indirdi. Başım yatak korkuluğuna çarpıp donuk bir ses çıkardı.
“Nankör!” diye tısladı, Kuzey’i kucağına alırken. Bebek ağlamaya başlamıştı. “Ben onun babaannesiyim. Onun için neyin en iyi olduğuna ben karar veririm.”
Titreyen parmaklarımla yatağımın yanındaki acil güvenlik düğmesine bastım.
Alarmlar anında çalmaya başladı. Birkaç saniye içinde hastane güvenliği odaya doluştu. Başlarında Güvenlik Amiri Başkomiser Mehmet Yılmaz vardı.
Necla’nın tavrı bir anda değişti.
“Psikolojisi bozuk!” diye dramatik bir şekilde bağırdı. “Bebeğe zarar vermeye çalıştı!”
Başkomiser Yılmaz hızla durumu değerlendirdi — ameliyat sonrası bitkin hâlimi, yarılmış dudağımı ve şık giyimli bir kadının kucağında ağlayan oğlumu.
Bakışları benimkilerle buluştu.
Bir an donup kaldı.
“Hakim Hanım?” diye mırıldandı.
Oda bir anda sessizliğe gömüldü.
Necla şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. “Hakim mi? Ne diyorsunuz siz? O çalışmıyor bile.”