Tamam," dedim. "Ama bazı kurallarla."
Ertesi gün geldiğinde eskisi gibi doğruca koridora yönelmedi.
Salonda oturdu.
Kalkacağı zaman bile "Yatak odasına geçebilir miyim?" diye sordu.
"Hayır," dedim gülümseyerek.
"O zaman gerek yok."
Konu orada kapandı.
Aylar geçtikçe ilişkimiz yavaş yavaş normale döndü.
Eskisi kadar samimi değildik ama en azından birbirimizin sınırlarını biliyorduk.
Bir akşam Neriman Hanım çay içerken bana dönüp sessizce konuştu.
"O gün çok utandım."
Bir şey demedim.
"Aslında ilk başta meraktan başlamıştı."
"Sonra alışkanlık oldu."
"Yanlış yaptığımı kabul ediyorum."
Bu sözleri duymayı hiç beklemiyordum.
İnsanların gerçekten değişebileceğine pek inanmazdım.
Ama bazen doğru zamanda konulan net bir sınır, uzun tartışmalardan çok daha etkili olabiliyordu.
O günden sonra ne çekmeceme dokunan oldu ne de odamıza izinsiz giren.
Murat da önemli bir ders aldı. Bir evlilikte güven, sadece büyük sorunlarda değil, küçük gibi görünen mahremiyet ihlallerinde de eşinin yanında durabilmekle korunuyordu.Ben ise şunu öğrendim: İnsanlar sınırlarınızı siz çizmediğiniz sürece onları fark etmez. Saygı istemek kabalık değildir; aksine sağlıklı bir ilişkinin temelidir. O gün kurduğum küçük tuzak, kimseye zarar vermedi ama yıllardır çözülemeyen bir sorunu tek seferde ortaya çıkardı. Bazen en güçlü ders, bağırıp çağırmakla değil, insanın kendi davranışıyla yüzleşmesini sağlayan sakin ama kararlı bir aynayla verilir. O günden sonra evimiz gerçekten sadece ikimize ait bir yuva oldu.