İmamın Kızı Diye Yıllarca Benimle Alay Ettiler! Mezuniyette Yaptığım O Konuşmayla Tüm Salonu Buz Kestirdim

Tüm salon bir anda ölüm sessizliğine büründü. Ön sıradaki o alaycı gençlerin yüzlerindeki sırıtış saniyeler içinde donup kalmıştı. Veliler kendi aralarındaki fısıldaşmayı kesmiş, pürdikkat bana bakıyordu.

“On sekiz yıl önce, dondurucu bir kış gecesinde, o güldüğünüz adamın görev yaptığı caminin avlusuna incecik bir battaniyeye sarılı bir bebek bırakılmıştı. Morarmış, donmak üzere olan, kimsenin istemediği bir bebek. Sizin o kusursuz, elit ve ‘modern’ dediğiniz dünyanızın acımasızca sokağa attığı bir can… İşte o gece, o bebeği kucağına alan, onu ısıtmak için o alay ettiğiniz cübbesine saran kişi benim babamdı! O, bekâr bir adamken, toplumun tüm önyargılarına göğüs gererek beni evlat edindi. Geceleri ateşim çıktığında sabaha kadar başucumda bekledi. Kendi boğazından kesti, benim okul masraflarımı ödedi. Sizin son model arabalarınız, marka kıyafetleriniz ve kibirle dolu kalpleriniz olabilir. Ama benim babam, merhametiyle bana dünyaları verdi.”

Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken sesimi daha da yükselttim.

“Bana vaaz vermemem için güldünüz ya… Haklısınız, size vaaz vermeyeceğim. Çünkü sevginin, merhametin ve insanlığın ne demek olduğunu bilmeyen taşlaşmış kalplere, kelimeler hiçbir şey anlatamaz. Ben bugün bu okuldan birinci olarak mezun oluyorsam, bu sizin o aşağıladığınız adamın alnının teri, bitmek bilmez fedakârlığı sayesindedir. Sizler belki yarın çok zengin, çok makam sahibi insanlar olacaksınız. Ama inanın bana, hiçbiriniz benim babamın o eski cübbesinin tek bir düğmesi kadar onurlu olamayacaksınız!”

Sözlerimi bitirdiğimde koca salonda tek bir çıt bile çıkmıyordu. Sadece arka sıralardan hıçkırarak ağlayan birkaç velinin sesi duyuluyordu. Önümde oturan ve bana yıllarca eziyet eden o şımarık öğrencilerin hepsi başlarını öne eğmiş, utançtan yüzüme bile bakamıyorlardı. Kimisinin gözleri dolmuştu.

Derin bir nefes aldım, mikrofonu bıraktım ve kürsüden indim. Sahnenin merdivenlerinden ağır ağır inerken, salonun en arka sırasında, gözlerinden yaşlar süzülerek bana eşsiz bir gururla bakan o muazzam adama, babama doğru yürüdüm. Yanına vardığımda boynuna sımsıkı sarıldım.

Birdenbire salonun en arkasından bir veli ayağa kalkarak çılgınca alkışlamaya başladı. Sonra bir başkası, sonra öğretmenler… Saniyeler içinde o alaycı kahkahaların atıldığı koca salon, benim ve babam için kopan devasa, sağır edici bir alkış tufanına dönüştü. O gün oradan sadece bir lise diploması alarak değil, hayatımın en büyük insanlık dersini vererek çıktım. Babamın nasırlı ellerini sımsıkı tuttum ve başım dimdik, gururla o salondan ayrıldım. Kötülük ve kibir kendi yarattığı o karanlık utançta boğulurken; sevgi, merhamet ve gerçek insanlık bir kez daha galip gelmişti.
Reklamlar