Huzurevinde son günlerini

Huzurevinde son günlerini yaşayan kimsesiz bir adamın arzusunu kırmayıp ona 'baba' diyerek kızı rolü oynadım; ancak cenazesinin ertesi günü avukatı elime mühürlü bir zarf tutuşturup, "Sen onu teselli ettiğini sanıyordun ama kendi ayaklarınla onun ağına düştün" dedi.
İki sene önce annemin ölümüyle birlikte hayatım altüst olmuştu. Bir nebze olsun hayata tutunabilmek için mahalledeki küçük bir huzurevinde gönüllü çalışmaya başladım. Necati ile tanışmam da bu sayede oldu.
Elli dokuz yaşında, bir başına kalmış bir adamdı. Herkesin torunu, çocuğu kapıyı aşındırırken Necati’nin pencereden dışarı bakmaktan başka yapacak bir şeyi yoktu. Bu haline dayanamayıp sürekli yanına gitmeye başladım.
Çok geçmeden gününün en büyük neşesi ben oldum. İşim bittikten sonra odasına geçiyor, sıcak kahvemizi yudumlarken geçmişte yaptığı hataları anlatmasını dinliyordum.
Günün birinde ellerimi tutup gözlerimin içine baktı:
"Senden tek bir şey isteyeceğim," dedi. "Ölene kadar benim kızımmış gibi davran. Biliyorum garip ama hayat beni kızımdan o henüz doğmadan kopardı."
Bu cümle adeta göğsüme bir bıçak gibi saplandı.
Ben babasız büyümüştüm. Annem beni tek başına büyütürken babam daha ben doğmadan çekip gitmişti. Kim olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu.
Necati’nin bu garip isteğini reddetmem gerekiyordu belki. Ama içimdeki acı buna engel oldu.
"Tamam," dedim hafifçe gülümseyerek. "Merhaba baba."
Necati’nin o anki mutluluğunu tarif edemem.
Tam altı hafta boyunca yanından bir an olsun ayrılmadım. Sandalyesini bahçede gezdirdim, esnaf lokantasında yemeğe çıkardım. Dalga seslerini duysun diye onu sahile götürdüm. Bizi yan yana gören herkese gururla fısıldıyordu:
"Bu kız benim kızım."
İnsanlar yaptığım şeyin delilik olduğunu düşünüyordu. Ama umurumda değildi. Yıllar sonra ilk kez biri bana kendimi değerli hissettirmişti.
Geçen hafta Necati uykusunda sessizce aramızdan ayrıldı.
Cenazenin hemen ardından avukatı kapıma dayandı. Yüzündeki ciddiyet beni ürküttü. Hiçbir giriş yapmadan doğrudan konuya girdi:
"Onun tuzağına kendi ellerinle düştün," dedi.
Şaşkınlıktan donakaldım.
Elindeki ağır ahşap kutuyu avuçlarıma bıraktı ve son noktayı koydu:
"Necati o huzurevini öylesine seçmedi; SEN orada gönüllüsün diye özel olarak oraya yerleşti. Tam YİRMİ YIL boyunca senin izini sürdü ama gerçeği öldükten sonra söylemem için bana yemin ettirdi. Şimdi geç bir kenara ve o kutudakilerle yüzleş."
Titreyen parmaklarımla kutuyu yavaşça açtım. Kapağı kaldırdığım an gördüğüm şey karşısında nefesim kesildi... Devamını yorumda anlattım..
Reklamlar