Her gün bir kadın 60 kilo et satın alıyordu…

Her gün bir kadın 60 kilo et satın alıyordu... Ama polis bu kadar ete neden ihtiyaç duyduğunu ortaya çıkardığında, köydeki herkes dehşete düştü...
Nermin, kasap dükkânı açılır açılmaz içeri girdi ve tam altmış kilo dana eti tartmasını istedi. Kasap Selçuk, elindeki bıçakla öylece kalakaldı. Yaşlı kadın yıllardır oldukça mütevazı bir hayat sürüyor, o güne kadar yalnızca birkaç parça et alıyordu. Şimdi ise titreyen elleriyle eski paraları tek tek sayıyor, Selçuk da ağır et paketlerini aceleyle hazırlıyordu.
Kadın, oğlunun ziyarete geldiğini ve büyük bir aile yemeği vereceklerini söyledi. Fakat aynı gece Selçuk, kadının oğlunun yıllar önce hayatını kaybettiğini öğrendi.
Ertesi sabah kadın yeniden geldi ve yine altmış kilo et satın aldı. Sonraki gün de aynısı oldu. Hiç kimseyle konuşmaktan kaçınıyor, yardım tekliflerini reddediyor ve sanki biri onu takip ediyormuş gibi sürekli arkasına bakıyordu.
Haber kısa sürede köyün tamamına yayıldı. Kimi, etleri sokak köpeklerine verdiğini düşündü. Kimi ise gizlice sattığını söyledi. Ancak hiç kimse, kadının aldığı paketleri ormanın kıyısındaki terk edilmiş eski bir binaya neden taşıdığını açıklayamıyordu.
Dördüncü gün Selçuk sonunda polisi aradı.
Polisler geldiğinde binanın beton zemininde kan izleri, parçalanmış et poşetleri ve içeriden kilitlenmiş ağır bir metal kapı buldular. Nermin oradaydı; yüzü bembeyazdı, elleri kana bulanmıştı ve gözlerinde tarifsiz bir korku vardı.
“Lütfen...” diye fısıldadı. “İçeri girmeyin.”
Bu söz, polislerin ve dışarıda bekleyen köylülerin daha da sessizleşmesine neden oldu.
Polisler metal kapıyı zorlayarak açtı. İçeriden yayılan ağır ve nemli koku neredeyse nefes almayı imkânsız hale getiriyordu. Karanlığın içinde birkaç adım ilerleyip fenerlerini içeri tuttuklarında...
...karşılarında gördükleri şey yüzünden hiçbiri tek kelime edemedi. Hikayenin devamı, görselin altındaki ilk yorumda.
Reklamlar