Peki Orhan bunu neden benden saklamıştı? Babam neden cinayetten değil de sıradan bir taksirli trafik kazasından yargılanıp kısa süre sonra serbest kalmıştı? Cevabı, Orhan'ın kutunun dibine bıraktığı mektup veriyordu. Gözyaşlarım kağıdı ıslatırken babamın şu satırlarını okudum: "Canım kızım, annenin katilinin kim olduğunu en başından beri biliyordum. O gece dünyam başıma yıkıldı. O adamı kendi ellerimle öldürmek, adalete teslim etmek için yanıp tutuştum. Ama polis merkezinde karşıma korkunç bir gerçek çıktı. Ben senin sadece üvey babandım. Kan bağımız yoktu, yasal bir hakkım yoktu. O adam hapishaneden bana bir avukat gönderdi. Eğer kazanın kasıtlı olduğunu, anneni takip edip öldürdüğünü kanıtlarsam, hapisten çıksa bile benim velayetimi alacağını, seni yetimhanelere sürükleyeceğini söyledi. Ama eğer susarsam... Eğer annenin ölümünün sıradan bir 'kırmızı ışık kazası' olarak kayıtlara geçmesine izin verirsem, bütün ebeveynlik haklarından feragat edip seni bana bırakacağını, hayatımızdan sonsuza dek çıkacağını vaat etti." Mektubun son satırlarına geldiğimde hıçkırıklarımı tutamıyordum. "Karşımda iki seçenek vardı yavrum. Ya annenin intikamını alıp o adamı çürütecek ama seni o canavarın insafına terk edecektim... Ya da katilin serbest kalmasına göz yumup, ruhumu şeytana satacak, ama seni kendi kızım olarak, sevgiyle ve güvenle büyütebilecektim. Ben seni seçtim kızım. Kendi vicdanımın yıllarca kanamasına göz yumdum, sırf senin dizlerin kanadığında yanında olabileyim diye. O adamı serbest bıraktığım için kendimden hep nefret ettim ama senin gülüşünü gördüğüm her bir gün, bu günaha değdiğini bildim." Elimdeki mektup dizlerimin üzerine düştü. O an, cenazede yanıma yaklaşan o yaşlı, yabancı adamın aslında kim olduğunu dehşet verici bir netlikle anladım.