Evlendiğimiz an her şey değişti.

Kocam sinirle ayağa kalktı. Bana değil, hale kızıyordu. Misafirlerin önünde tartışmak istemediğini söyledi, sanki her şeyin nedeni benmişim gibi. O an anlismim ki mesele kimin haklı bulunduğu değil, kimin daha az mesele çıkardığıydı. Ve ben onun gözünde hep mesele olmuştum.

Arkadaşları bölgeı toparlamaya çalıştı, konuyu değiştirdiler ama bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi değildi. O gece herkes erkenden dağıldı. Ev sessizleştiğinde bu sessizlik huzur vermedi, daha da ağırlaştı. Mutfakta karşı karşıya geldik. Bana bağırmadı, ama söyledikleri bağırmaktan daha acıydı. “Böyle davranacaksan zor olur” dedi. Zor olan esasen buydu.

Sabaha kadar konuşmadık. Aynı evde iki yabancı gibiydik. Ertesi gün annesine gitti, ben evde kaldım. Günler bu tür geçti; araya girenler oldu, “idare et” diyenler oldu. Ama kimse bana ne hissettiğimi sormadı. Herkes evliliği kurtarmaya çalışıyordu, beni değil.

İşte o zamanlarda fark ettim: Şimdilik boşanmamıştık ama oldukça kopmuştuk. Aynı çatı altındaydık ama aynı doğrultuda değildik. Bu hal beni samimi içe tüketiyordu ve bir şey yapmam gerekliliğini biliyordum, yalnızca cesaretimi toplamaya çalışıyordum.
Reklamlar