“Tam o sırada salonda hepsi kahkahalarla gülüyorlardı, sinirim bozuldu.”
Gülüşmeler bana ait olmayan bir eğlencenin sesi gibiydi. Sanki ben evin bir köşesinde görünmez olmam gereken bir eşyaydım. Elimde tepsiyle kapının eşiğinde durdum, içeri girmek istemedim. İçimden bir ses “bundan sonra yeter” diyordu. O odalara bir daha hizmet etmek istemiyordum.
Tepsiyi mutfağa bıraktım. Tam arkamı dönecekken abisi arkamdan seslendi. Tonu küçümseyiciydi, yüzüme bakarak konuşmuyordu bile. “Ne oldu, küstün mü?” dedi alayla. O an içimde biriken her şey dilime dolandı. İlk defa sesimi yükselttim. Bana bu şekilde konuşamayacağını söyledim. Evimde, kendi evimde bu muameleyi kabul etmeyeceğimi haykırdım.
Abisi yerinden kalktı, üzerime doğru bir ismim attı. Sözleri sertleşti, bölge bir anda gerildi. O gülüşmeler kesildi ama konumunu buz gibi bir sessizlik aldı. Kocama baktım; tek bir sözcük etmedi. Ne beni savundu ne de hali yatıştırmaya çalıştı. İşte o an kalbim kırıldı. Sadece abisiyle değil, onun suskunluğuyla da kavga ediyordum.
Dayanamayıp kocama döndüm. “Bu evde ben senin neyim?” diye sordum. Gözlerime bakmadan, kızgın bir şekilde “abartıyorsun” dedi. Abartmıyordum. Senelerdir biriktirdiğim kırgınlıklar o cümlede patladı. Bağırmaya başladık, seslerimiz yükseldi, kapılar çarptı. Onun amacıyla konuklarına huzuru, benim onurumdan daha önemliydi.
O gece odama kapandım. Arkalarından ne söylediler bilmiyorum, bilmek de istemedim. Yatağın kenarında oturup saatlerce düşündüm. Bu evlilikte yalnızdım. O an anlismim ki mesele tek bir gece değildi; mesele bana devamlı hissettirilen değersizlikti. İşte boşanma kararı o tartışmanın içersinde değil, o yalnızlığın içersinde kesinleşti.
O gece odama kapanmam uzun sürmedi. Kapıyı kilitlemiştim ama kalbim kilitlenmemişti; her ses içime işliyordu. Salondan hâlâ konuşmalar geliyordu, kısık ama rahatsız edici fısıltılar… Adımı duydum, sonra gene gülüşmeler. Yerimde duramismim. Kapıyı açıp çıktım.
Salona girdiğimde herkes bana bakıyordu. Abisi koltuğa yayılmıştı, sanki olan bitenle hiç ilgisi yokmuş gibi rahat duruyordu. Dayanamismim, direk ona döndüm. Bana saygısızlık ettiğini, bu evde bu tür konuşamayacağını söyledim. Sesim titriyordu ama susmuyordum. İlk defa kendimi savunuyordum.
O da boş durmadı. “Burası da kardeşimin evi” dedi, sanki ben misafirmişim gibi. İşte o an ipler koptu. Kocama baktım, gene sessizdi. Bu sessizlik beni bağırmaktan daha çok yaralıyordu. “Bir kere olsun benim yanımda dur” dedim. “Bir kere olsun bana eşin gibi davran.”