“Sen giderken ben on üç yaşındaydım. Duru dokuz aylıktı. Diğer kardeşlerim senden daha küçüktü. O gece babamın ne yapacağını bilmediğini gördüm. Ama yine de bizi bırakmadı.”
Ben başımı eğdim.
O geceyi hatırlamak hâlâ zordu.
İlk haftalar özellikle zordu.
Altı kız çocuğuyla bir evin bütün sorumluluğu üzerime kalmıştı. İşe gidiyor, eve dönüyor, yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, saçlarını örüyor, ödevlerine yardım ediyor, gece ağlayan çocukların başında sabahlıyordum.
Bazen mutfakta tek başıma ağladığım olurdu.
Ama kızlarımın yanında güçlü görünmeye çalışırdım.
Çünkü onların zaten yeterince korkusu vardı.
Ece kutunun içinden son bir şey çıkardı.
Küçük, pembe bir battaniyeydi.
Duru’nun bebekken kullandığı battaniye.
“Bunu da hatırlıyor musun?”
Selin’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Duru doğduğunda bunu sen almıştın.”
Ece battaniyeyi kutuya geri koydu.
“Babam yıllarca sakladı.”
Sonra bana baktı.
“Baba, bunu sen anlat.”
Boğazım düğümlendi.
Ayağa kalktım.
“Anneniz gittikten sonra ilk gece Duru hiç susmadı,” dedim. “Saatlerce ağladı. Ben de onu bu battaniyeye sardım. Sabaha kadar kucağımda tuttum.”
Selin gözlerini benden kaçırdı.
“Ertesi sabah işe gitmem gerekiyordu. Ama önce altı kızımı okula hazırladım. O gün kendime bir söz verdim.”
Duraksadım.
“Bir daha hiçbiriniz kendinizi terk edilmiş hissetmeyecektiniz.”
Salondaki bazı konuklar ağlıyordu.
Ama benim için o an geçmişi anlatmaktan çok daha fazlasıydı.
Kızlarımın büyüdüğünü ilk kez bu kadar net hissediyordum.
Ece yanıma geldi.
“Ve tuttu,” dedi.
Sonra annesine döndü.
“Baba bize hiçbir zaman seni kötülemedi. Hatta yıllarca seni savundu.”
Selin şaşkınlıkla bana baktı.
“Beni mi savundun?”
“Evet,” dedim. “Çünkü çocukların annelerinden nefret ederek büyümelerini istemedim.”
Selin ağlamaya başladı.
Ama Ece’nin söyleyecekleri henüz bitmemişti.
“Fakat bugün burada babamı suçlayınca, artık sessiz kalamazdım.”
Cem sonunda ayağa kalktı.
“Selin, bence artık gitmeliyiz.”
Selin ona baktı.
“Sen neden gidiyorsun?”
Cem cevap vermedi.
Ece araya girdi.
“Çünkü onun ailesiyle ilgili gerçekleri duymaktan hoşlanmıyor.”
Cem’in yüzü gerildi.
Ben şaşkınlıkla Ece’ye baktım.
Ece bana küçük bir bakış attı.
“Baba, bunu da sana söylemedim.”
Sonra masanın üzerinden bir zarf aldı.
“Düğünden önce Cem’in kızlarından biri benimle iletişime geçti.”
Cem’in yüzü değişti.
“Ne?”
Ece zarfı açtı.
“Bana, annemin babamla birlikteyken sana ve bize söylediği bazı şeyleri anlattı.”
Selin başını kaldırdı.
“Bunu yapamazsın.”
Ece sakin bir şekilde cevap verdi.
“Yapabilirim. Çünkü bugün senin yıllar önce yaptığın şeyi yapmayacağım. Kimseyi geride bırakmayacağım.”
Sonra zarfı kapattı.
“Ama bunu herkesin önünde açıklamayacağım. Çünkü intikam almak istemiyorum.”
Bu söz beni derinden etkiledi.
Ece annesine baktı.
“Ben sadece gerçeğin bilinmesini istedim.”
Selin gözyaşları içinde bana yaklaştı.
“Murat…”
Elimi kaldırdım.
“Benden özür dileme.”