Eşim beni ve 6 kızımızı zengin patronu için terk etti.
Selin’in eli kutunun kapağında donup kalmıştı.
Salon öylesine sessizdi ki, birkaç saniye önce fonda çalan müziğin yerini insanların şaşkın nefesleri almıştı.
Ben ne olduğunu göremiyordum. Kutunun önünde Selin vardı ve yüzündeki ifade bana yıllar önceki o geceyi hatırlatıyordu.
O gece de böyle bir yüz ifadesi görmüştüm.
Ama o zaman yüzünde en ufak bir pişmanlık yoktu.
Şimdi ise korku vardı.
Selin yavaşça kutunun içinden bir şeyi çıkardı.
Eski, yıpranmış bir fotoğraf albümüydü.
Albümün kapağında çocuklarımızın küçüklük fotoğrafları vardı.
Selin albümü ellerinde tutarken Ece birkaç adım öne çıktı.
“Bunu hatırlıyor musun anne?”
Selin cevap vermedi.
Ece albümün ilk sayfasını açtı.
“Bu, Duru’nun ilk doğum günü. Sen yoktun.”
Bir sonraki sayfayı çevirdi.
“Bu, Melis’in okul gösterisi. Sen yoktun.”
Bir sayfa daha.
“Bu, Ceren’in hastanede geçirdiği gece. Sen yoktun.”
Salonun farklı köşelerinden sessiz hıçkırık sesleri yükselmeye başladı.
Ece devam etti.
“Bu fotoğrafların hepsinde babam var. Bazen yorgun, bazen uykusuz, bazen üstünde iş kıyafetleriyle… Ama hep var.”
Selin albüme bakıyordu.
“Ece, ben…”
“Hayır,” dedi Ece sakince. “Bu kez sen konuşma. On beş yıl boyunca bizim adımıza yeterince konuştun.”
Selin başını kaldırdı.
Ece’nin sesi titremiyordu.
“Bugün buraya gelip babamın bizi senden uzak tuttuğunu söyledin. Oysa biz büyürken seni bekleyen çocuklardık. Sen gelmedin.”
Cem’in yüzü de değişmişti.
Az önce kendinden emin görünen adam şimdi sandalyesinde huzursuzca oturuyordu.
Ece kutudan ikinci bir şey çıkardı.
Küçük, eski bir telefon.
“Bunu da buldum.”
Selin’in yüzü bembeyaz oldu.
“Bunu nereden buldun?”
“Babamın eski eşyalarının arasında.”
Ece telefonu elinde çevirdi.
“İçinde senin yıllar önce gönderdiğin mesajların kayıtları var.”
Salon yeniden sessizleşti.
Ben yerimden kalkmadım.
Çünkü Ece’nin ne yapacağını biliyor değildim.
Kızım bana daha önce bu telefon hakkında hiçbir şey söylememişti.
Ece ekrana baktı.
“Anne, sen bize gerçekten ulaşmaya çalıştığını mı düşünüyorsun?”
Selin hemen cevap verdi.
“Ben sizinle iletişim kurmak istedim. Babanız izin vermedi.”
Ece acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Babam izin vermedi mi?”
Sonra telefonun ekranına dokundu.
“Öyleyse şu mesajı da açıklayabilir misin?”
Telefonun sesini açtı.
Selin’in yıllar önce kaydettiği bir sesli mesaj salonda yankılandı.
“Babanızla aranızdaki meseleleri çözene kadar görüşmemizin doğru olduğunu düşünmüyorum. Ben yeni bir hayat kurdum. Lütfen beni zor durumda bırakmayın.”
Selin gözlerini kapattı.
Cem başını öne eğdi.
Ben ise o sesi duyduğumda yıllardır içimde taşıdığım bir ağırlığın yeniden yer değiştirdiğini hissettim.
Ece kaydı durdurdu.
“Bize gönderdiğin mesajların çoğu böyleydi.”
Selin ayağa kalktı.
“Ben o zamanlar çok gençtim. Hatalar yaptım.”
“On üç yaşındaki bir çocuktan daha mı gençtin?” diye sordu Ece.
Selin cevap veremedi.
Ece’nin gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu....