Bir salı öğleden sonrası, eve Ahmet adında bir müteahhit geldi. Elindeki arsa satış sözleşmesini mutfak masasına, annemin önüne koydu: “Türkan Hanım, anayol kenarındaki üç dönümlük arsanın devri için geldim.”
Annemin yüzündeki bütün renk çekildi. “Ne arsası?”
Müteahhit, altında annemin imzası bulunan belgeyi çıkardı. Annem kağıda uzun uzun baktı ve kısık bir sesle konuştu: “Bu imza benim değil.”
O sırada mutfağa giren babamın elindeki kamyon anahtarları pat diye yere düştü…Müteahhit Ahmet, arsa için babama 2 milyon lira kapora ödediğini ve imzanın sahte olduğunu öğrenince çılgına döndü. Paranın bir kısmının babamın batan iş borçlarına, büyük bir kısmının ise Leyla’nın banka hesabına aktarıldı ortaya çıktı. Babam, annemle ortak olduğu arsayı satıp metresiyle yeni bir iş kurmayı planlamıştı.Annem gözyaşı dökmedi. Sadece gözlerimin içine bakarak, “Herkes biliyordu, değil mi?” diye sordu. O an anlayışımın arkasına saklandığım sessizliğin, aslında babamın sahtekarlığına zemin hazırladığını fark ettim. Annem hariç tüm aile gerçeği biliyor ama onu kendi hayatı hakkında karar alma hakkından mahrum bırakıyordu.
Babam köşeye sıkışınca kontrolden çıktı. Annemi belgeyi zorla imzalamaya zorlayıp bileğinden tutarak kağıda bastırmaya çalıştı. Merve ile birlikte araya girdik, Amcam Enver ise yaşanan arbedeyi cep telefonuyla kayda aldı. Çağrılan polis ekipleri, sahte sözleşmeyi ve darp izlerini inceleyerek babam hakkında yasal işlem başlattı.