Dört kızdan sonra

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun.”

O anda kapı yeniden açıldı.

Bu kez hemşireyle birlikte hastanenin sorumlu doktoru içeri girdi.

Doktorun yüzündeki ifade ciddi görünüyordu.

“Bayan Selen, önce sakin olmanızı rica edeceğim.”

“Bebeğim benim mi?”

Doktor birkaç saniye sustu.

Sonra başını salladı.

“Evet. Aras sizin bebeğiniz.”

Derin bir nefes aldım.

Ama Barlas hemen araya girdi.

“Peki doğumdan sonra bebeğin bilekliği hiç çıkarıldı mı?”

Doktor hemşireye baktı.

Hemşire tereddüt etti.

“Hayır… çıkarılmadı.”

Barlas’ın yüzündeki korku biraz olsun azaldı.

Ama doktorun söyleyeceği bir sonraki cümle hepimizi yeniden şaşırttı.

“Fakat doğumdan sonra yenidoğan bölümünde bir karışıklık yaşandığını fark ettik.”

Odadaki hava bir anda değişti.

“Ne karışıklığı?” diye sordum.

Doktor derin bir nefes aldı.

“İki bebeğin kayıt kartları birkaç dakika boyunca yanlış tepsiye yerleştirilmiş.”

Başım döndü.

Barlas hemen ayağa kalktı.

“Ne?”

“Bebekler birbirlerinin yanında olduğu için kayıt sırasında kısa süreli bir karışıklık yaşanmış. Ancak bileklikler sayesinde taburcu edilmeden önce fark edilecek bir durumdu.”

Barlas’ın gözleri büyüdü.

“Yani başka bir bebeğin bilekliği Aras’ın yanında mıydı?”

“Hayır. Bileklikler doğru. Sadece kayıt kartları karışmış.”

Barlas derin bir nefes verdi.

Ben ise hâlâ omuzdaki doğum lekesine bakıyordum.

“Peki bu leke?”

Doktor hafifçe gülümsedi.

“Doğum lekeleri kalıtsal olmak zorunda değildir.”

Barlas’ın yüzü düştü.

Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.

Sonra doktor odadan çıktı.

Barlas yatağın yanına oturdu.

Başını ellerinin arasına aldı.

“Ben aptalım.”

Elimi uzatmadım.

Henüz ona kızgındım.

“Bunu söylemen yetmez.”

Bana baktı.

“Ne yapmamı istiyorsun?”

“Özür dilemeni.”

Barlas ayağa kalktı.

Yatağımın yanına geldi.

“Özür dilerim, Selen.”

Sesi titriyordu.

“Yıllarca bir oğul istedim. O kadar istedim ki bazen sahip olduklarımı göremedim. Dört kızımızın sevgisini, senin fedakârlığını… Hepsini ikinci plana attım.”

Gözlerim doldu.

“Ve bugün, oğlumuzu ilk kez kucağına aldığında bile onun sana ait olduğunu düşünmek yerine bir şüpheye sarıldın.”

“Evet.”

Başını eğdi.

“Çünkü yıllardır kafamda bir oğul vardı. Gerçek bir çocuk değil, kafamda kurduğum bir hayal. Aras’ı görünce o hayalle gerçeği birbirine karıştırdım.”

Bir süre sessiz kaldım.

Sonra beşiğe baktım.

Aras uyanmıştı.

Minik ellerini hareket ettiriyordu.

Barlas ona yaklaştı.

Bu kez bebeği kucağına almadan önce bana baktı.

“Alabilir miyim?”

Başımı salladım.

Barlas Aras’ı kucağına aldı.

Bebeğimiz gözlerini açtı.

Barlas’ın parmağını küçücük eliyle tuttu.

Barlas’ın gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Merhaba oğlum.”

Sonra Aras’ın alnına bir öpücük kondurdu.

“Babanın sana bir özür borcu var.”

Ben ilk kez hafifçe gülümsedim.

“Babanın annenize de bir özür borcu var.”

Barlas başını kaldırıp bana baktı.

“Onu ödemek için bir ömür yeter mi?”

“Bilmiyorum.”

Gülümsedim.

“Ama başlamak için iyi bir gün.”

Aradan birkaç hafta geçti.

Evimize döndüğümüzde koyu mavi odaya ilk kez birlikte girdik.

Duvarlar hâlâ aynıydı.

Ahşap tren hâlâ raftaydı.

Ama oda artık Barlas’ın yıllardır beklediği hayali temsil etmiyordu.

Artık gerçek bir bebeğin odasıydı.

Daha önemlisi, Barlas değişmişti.

Kızlarımızın odasına daha sık giriyor, onlarla daha fazla vakit geçiriyordu.

Bir akşam dört kızımız Aras’ın etrafında toplanmıştı.
Reklamlar